28 Nisan 2026, 14:25:27
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 19°C
Parçalı Bulutlu
Afyon
19°C
Parçalı Bulutlu
Sal 19°C
Çar 19°C
Per 21°C
Cum 11°C

ÇÜRÜDÜK VE BU KEZ TOPLUMSAL OLAN

ÇÜRÜDÜK VE BU KEZ TOPLUMSAL OLAN
28 Nisan 2026 09:53
55
A+
A-

Birkaç yıl önce kurumsal şirketlerden birinde girdiğim mülakatta bana, “Madem inşaat mühendisisin, söyle bakalım; yüzyıllar önce inşa edilen tarihi yapılar depremlerde yıkılmazken yeni yapılan binalar nasıl oluyor da yerle bir oluyor?” denmişti. Teknik olarak açıklayabileceğim onlarca etkenden bahsedebilirdim ama ben sadece “meslek ahlakı” diye cevap verdim. Bu tarz bir soruya böyle bir cevap verdikten sonra gelecek ilk tepki “Nasıl yani?” idi, nitekim öyle de oldu. Herhangi bir iş mülakatında sorulan soruya ahlak içerikli cevap vermenin risk almak olduğunun da farkındaydım ama bana göre asıl problem şuydu: Bu ahlak herkesin dilinde bu denli geziyorsa ahlaklı olduğumuzdan mı yoksa ahlaksız olup sadece dilimizde tuttuğumuzdan mı?

Çok değil bundan birkaç ay önce havalimanından bindiğim takside şahit olduğum bir konuşmayı aktararak durumun ehemmiyetinden de bahsetmek istiyorum. Taksicinin kulaklık bağlı şekilde konuştuğu arkadaşına, “Sırada önümde olan taksi, yolcusunu yakın mesafeye götürüp geri geldi, tekrar önüme geçti. Neymiş efendim, yolcu yakın yere gittiği için istediği gibi kazanamamış; tekrar sıraya sondan girmek yerine direkt önüme aldılar onu. Havalimanı taksisi olduğu için öncelik onunmuş. Böyle saçmalık mı olur? Ahlaksız, terbiyesiz insanlardan gına geldi. İş ahlakını da nereden bilsinler?” şeklinde sitem etti. Serzenişini aklımda not ettikten kısa bir süre sonra yılbaşı gecesinde yaşadıklarını anlatmaya başladı: “Kime denk geldiysem yakın mesafeye götürmemi istedi. Yılbaşı gecesi abi; kabul etmedim hiçbirini, bir enayi ben miyim? Bak almadım, bekledim hemen sonrasında da Düzce’ye gitmek isteyen bir çift çıktı, onları götürdüm. Eleman önce indi, ardından kız arkadaşını bıraktım. O esnada da kafası iyiydi, dedim biraz ilişeyim, sohbet edeyim ama hiç pas vermedi. O pası verseydi bak neler olurdu o gece, neler…” Yaklaşık birkaç dakikanın ardından bana dönerek, “Abi, konuşmaları duydun; bu havalimanı taksisinin bana yaptığı haksızlık, ahlaksızlık, adaletsizlik değil miydi?” diye birdenbire sordu. Belli ki içerlemiş, dert etmişti bunu kendine. Ben de dayanamayarak “Siz önce kendi yaptıklarınızı tartarak başlayın adaletten, ahlaktan ve haktan bahsetmeye. Herkes aynaya baksın, öyle başlasın bu iş,” dedim. Geri kalan yolculuğu ise hiçbir diyalog olmadan sürdürmüştük.

Şimdi her iki olayı tekrar düşündüğüm zaman toplum olarak aradıklarımızın aslında benliğimizde eksik olanlar olduğunu kavradım. Bir şeyleri başkasında ararken bunu dillendirmeyi hak görüyoruz da biz kendi yaptıklarımızı niye es geçiyoruz? Bir toplumda belirli bir ahlak yapısı oluşmuşsa buna “Başkası uysun, benim için geçerliliği yok” demek; çürümenin, yozlaşmanın ve ruhsal olarak yok oluşun işareti değil midir? Arslan Özdemir tarafından kaleme alınan bir makalede sosyal çürüme için “Sosyal çürüme, toplumun temel ahlaki ve etik değerlerinin zayıflaması, bireyler arası güvenin azalması ve sosyal bağların kopması süreci olarak tanımlanabilir. Bu süreç, toplumun genel refah seviyesini düşürür ve uzun vadede ekonomik, politik ve kültürel sorunlara yol açar.” tanımı yer alıyor¹. Şu an kendi toplumumuza dönüp baktığımda temel ahlaki ve etik değerlerin azaldığını net olarak görebiliyorum. Güven sorunumuz zaten arşa çıkmış durumda, sosyal bağların kopması da teknolojiyle birlikte artan asosyalleşme nedeniyle zirveyi yaşıyor.

Bu ülkede normal bir sabaha uyanıp evladını öperek, koklayarak, beslenme çantasını hazırlayarak ülkenin en güvenli, yol gösterici, en gelişen ve geliştiren (olması gerekenler bunlar) kurumuna gönderen anne-babanın, okul çıkış saatinde okulun önünde beklemek yerine morg kapısında beklediğine şahit olduysanız; artık hiçbir cümlenin teselliye, hiçbir tanımın gerçeğe, hiçbir düzenin ise güvene karşılık gelmediği bir yerde yaşadığınızı kabul etmek zorunda kalırsınız. Üstelik bu duruma sebep olanın da “çocuk” olarak nitelendirilen bir cani olduğunu unutmamak gerekiyor. Bir çocuğun başka bir çocuğa zorbalık etmesi dahi kabul edilemezken bu seviyedeki şiddetin yine çocuk yaşta kendini göstermesi çürümenin yediden yetmişe herkese yayıldığının en açık ispatı. Aklımızda yer edinsin, çürüme fiziksel değil kimyasal bir olaydır; maddenin kimliği değişir ve geri dönüşü olmayan bir sürece girilir.

Bu arada aynı çürüme kurumsal olarak atfedilen iş hayatlarında yok mu zannediyorsunuz? Anlayışsız yöneticilere “liderlik” adı altında verilen eğitimlerde bile Makyavelist yaklaşımlara değiniliyor; “Başarıya giden her yol mübahtır” denerek şirket amaç ve hedeflerinin, çalışan memnuniyeti, mutluluğu ve motivasyonunun önünde olması gerektiği anlatılıyor. Hem acımasız olun hem de merhametli, hem güler yüzlü olun hem de asık suratlı, hem anlayışlı olun hem de diktatör, hem hak veren olun hem de hak yiyen… Kısacası, iki yüzlü olmanın farklı bir versiyonu öne çıkarılıyor. Ekibi yöneten kişinin etkisinde kalan personel de maalesef çürümenin mağduru olarak yetişmeye devam ediyor.

Taksi şoföründen ortaokul öğrencisine, beyaz yakalıdan esnafa, siyasetçiden sanatçıya kadar her kesimdeki çürümenin sonuçlarını yaşıyoruz. Ortaya çıkan sonuçlar kısa süreli bir mesele olmaktan öte; toplumdaki zihniyet, art niyet ve çıkarcılık varlığını sürdürdükçe devam edip gidecektir. Halis Gönül bir blog yazısında “Türkiye’nin bu karmaşık sorunla mücadelesi sadece siyasi veya ekonomik çözümlerle sınırlı kalmayacak, aynı zamanda bireylerin birbirlerine karşı göstereceği empati ve sorumluluk bilinciyle mümkün olacaktır. Sosyal çürümenin farkına varmak, bu uzun ve zorlu yolculuğun ilk ve en önemli adımıdır.”² diyerek soruna sebep olanların aynı zamanda çözümün de kaynağı olduğunu ifade ediyor. Sebep insansa çözüm de insandadır.

¹ Özdemir A., Sosyal Çürüme, Hemhal, 15 Temmuz 2024.
² Gönül H., Türkiye’de Sosyal Çürüme: Yüzeydeki Çatlaklar ve Derindeki Kökler, Evrim Ağacı, 15 Ağustos 2025.

1998 yılında doğan Fahri Yiyin, lise, lisans ve yüksek lisans eğitimlerini sayısal alanlarda tamamlamış; analitik düşünmeyi merkeze alan akademik bir birikim edinmiştir. Buna paralel olarak edebiyat ve felsefeye olan ilgisi uzun yıllara dayanan yazar, farklı disiplinlerden beslenen çok yönlü bir üretim alanı oluşturmaya çaba göstermiştir. Türkiye’de dört yıl boyunca mühendis olarak çalıştıktan sonra kariyerini Dubai’de sürdürme kararı almıştır. 2023 yılında yayımlanan Ardımdan Gelenler adlı şiir kitabıyla edebiyat alanındaki birikimini somut bir esere dönüştüren Yiyin, şiir, deneme ve inceleme türlerinde kaleme aldığı yazılarını çeşitli dergi ve dijital platformlarda paylaşmıştır. Deprem ve sigorta sektörünü ele alan iki makalesi ödüle layık görülen yazarın, yangın ve risk odaklı konularda kaleme aldığı ondan fazla teknik makalesi bulunmaktadır. İyi seviyede İngilizce ve Arapça bilmekte olup, yangın içerikli bazı yazıları yurt dışı dergilerinde yayımlanmıştır. Yazar, edebiyat alanındaki üretkenliğini artırmayı ve düşünsel derinliği olan metinlerle okurla daha geniş bir bağ kurmayı amaçlamaktadır.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.