27 Nisan 2026, 05:21:09
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 20°C
Hafif Yağmurlu
Afyon
20°C
Hafif Yağmurlu
Pts 19°C
Sal 19°C
Çar 19°C
Per 20°C

NİLÜFER

NİLÜFER
6 Mart 2026 16:51
234
A+
A-

 

Sabahın ilk ışıkları henüz dünyayı aydınlatmaya başlamadan yavaşça kalktı yatağından. Gözlerini tam açamıyordu; el yordamıyla duvara dokunarak lavaboya yöneldi. Ellerini, yüzünü yıkadı. Su, iyi gelmişti. Dışarıdan, her sabah öten kuşun sesi duyuluyordu. Sabah çiyi yaprakları donatmış olmalıydı. Bahçeden mis gibi kokular geliyordu. Lavaboda işi bittikten sonra tekrar odasına geçti, üstünü değiştirdi. Bu sırada hava artık iyice ağarmıştı. Terliklerini giydi, akşamdan beri hasretini çektiği bahçesine yöneldi.

— “Bakalım bugün ne durumda güzellerim? Beni nasıl karşılayacaklar?” diyerek kapıdan çıktı, bahçeye indi.

Yüzünü gökyüzüne çevirdi, havayı içine çekti. Ciğerlerini bu tertemiz havayla doldurdu. Burnuna hemen sağ tarafındaki sarmaşık kırmızı gülün kokusu geldi; o yöne döndü, kokladı.

— “Senin güzelliğin kimde var mis kokulu gülüm! Ya siz güzel sardunyalarım! Komşum Sebahat gibi pek şensiniz bugün. Ah akşamsefalarım! Sizin keyfiniz akşamüstü yerine gelir, bilirim.”

Meryem Hanım çiçekleriyle tatlı tatlı konuşurken kumrular da ötmeye başlamıştı. Onların sesini duyunca bakışları üst kattaki söveye döndü:

— “Ah guguğum! Bu sene de mi yavrulamaya geldin yoksa?” diyerek kumruyu görmeye çalıştı.

Önceki yıl da bir kumru, sövenin üstüne yuva yapmıştı. Üç hafta boyunca eşi Yusuf Bey’le beraber kumruyu kontrol etmişlerdi. Günlerce sabırsızlıkla beklemişlerdi. Ancak bir gün yumurtanın birini yerde bulmuşlar, anne kuşu da bir daha görememişlerdi. Hüzünle içini çekti. “İnşallah bu sene de öyle olmaz,” düşüncesiyle tekrar çiçeklerine yöneldi.

Onun teselli kaynağı olan bu bahçe, içindeki hüznü alıveriyordu. Evin içiyle ilgilenmeyi pek sevmeyen Meryem Hanım, vaktinin çoğunu bahçede geçiriyordu. Onun bu ilgisinden son derece memnun olan çiçekler de daha bir coşuyordu sanki. Bu bahçenin önünden geçenler de güzellikten nasibini alıyordu. Yanından geçen hiç kimse; rengârenk çiçeklere bakmadan, önünde fotoğraf çektirmeden yoluna devam edemiyordu. Nasıl yapabilirlerdi ki? Bahçe duvarını sarmaşık gibi kaplayan hanımelinin kokusu; herkesi, güneşe koşan pervane misali kendine çekiyordu. Hele bir de gece yasemini kokmaya başladı mı bu çekim alanından kurtulmak imkânsızdı. Kokuların etki alanına giren, kendini elbet bahçenin bir kenarında veya köşesinde bulurdu. Sonra da hayran hayran bahçeyi izler, o anı ölümsüzleştirmek için telefonuna sarılırdı.

Her sabah çiçekleriyle tek tek konuşan, onlarla ilgilenen Meryem Hanım, çiçeklerle dolu bu bahçenin şüphesiz ki tek sultanıydı. Bahçenin bir köşesinde bulunan tulumba, ortamı daha da otantik hâle getiriyordu. Bahçeyi sulamak için de bu tulumba çok işe yarıyordu. Tabii, tulumbadan su çekme işini Meryem Hanım’ın can yoldaşı Yusuf Bey yapıyordu. Yusuf Bey önceleri bu çiçekleri gereksiz görse de yıllar içinde Meryem Hanım’dan daha düşkün olmuştu onlara. Çiçekçi dükkânında farklı bir çiçek gördüğünde:

— “Meryem, bu çiçekten de alıp diksek mi bahçeye? Ne dersin?” derdi.

Bundan son derece memnun olan Meryem Hanım hemen çiçek seçmeye başlardı. Yusuf Bey de satıcılarla pazarlık yapmayı ihmal etmezdi. Yaşadıkları ilçede uğramadıkları çiçekçi yoktu. Tabii, onları tanıyan çiçekçilerin mutluluğuna da diyecek yoktu. Ne de olsa her mevsimin ayrı çiçekleri olurdu; muhakkak alınacak bir çiçek bulunurdu. Sonra aldıkları çiçeğe bahçede bir yer bulurlar, onunla özel olarak ilgilenirlerdi. Bu, çiçeğin yerine alışması için muhakkak gerekli bir işlemdi. Meryem Hanım zaman zaman bu çiçeklere özel isimler de verirdi.

— Yusuf! Bak mini miniler de ne güzel açmış bu sabah. Mercan çiçeğimin güzelliğine ne demeli? Kandil gülüm de tomurcuk vermeye başlamış yine. Gördün mü?

— Evet, fark ettim hanım. Sayende ben de çiçeksever oldum. Bu arada sen aldığımız gübreyi nereye koydun? Dökülen yaprakları temizleme işi bitti. Gübreleme ve çapalama işini de hallettim mi sen o zaman gör bahçemizi. Bu hafta Allah’ın izniyle bu iş tamamdır sultanım.

Meryem Hanım, Yusuf Bey’in bu hitabından memnun olur fakat bunu pek belli etmezdi. Yüzündeki belli belirsiz gülümseme, aslında can yoldaşının gözünden kaçmazdı. Beyazlaşmış saçlarını hafifçe geriye atar, beğenilme duygusunun verdiği memnuniyetle konuşmaya devam ederdi.

— Gübreyi balkona çıkan merdivenin başındaki…

Tam bu sırada dışarıdan gürültülü bir korna sesi duyuldu. Ses tam bahçe duvarının dibinden gelmişti. Çiçeklerle kaplı olan duvardan dışarısı görünmüyordu. Bu sesle Meryem Hanım adeta yerinden sıçradı. Yusuf Bey’in yaprakları topladığı kova elinden düşüverdi. Bahçe duvarında hanımelinin gölgesinde uyuşuk uyuşuk yatan kedi bile yerinden fırladı.

— “Hay kör olasıca, nasıl da ödümü patlattı? Kulağım sağır oldu. Zaten iyi duymuyor,” diye hayıflandı Meryem Hanım. “Şu münasebetsiz korna sesi diyeceğimi unutturdu. İnsanlar ne kadar düşüncesiz oldu. Öyle kornaya basılır mı hiç? Ne diyecektim? Ha, geçenlerde aldığımız sarı gül yerini sevmedi gibi geliyor bana. Yerini değiştirsek mi? Ne dersin?”

— “Bence değiştirmeyelim. Alışmak kolay mı sultanım? Bak biz bile alışamıyoruz değişikliğe.”

Bu söz Meryem Hanım’ın canını yakmıştı. Bir yıl önce gurbete gönderdiği kızının hasreti boğazında düğüm oluverdi. Yutkunmakta zorlandı. Alışmak zordu; o, alışmak istemiyordu. Çiçekleriyle avutuyordu kendini, döneceği günün hayaliyle yaşıyordu.

— “Nilüfer’imiz aramadı bugün. Bahçede işimiz bitince biz arayalım olur mu? Neyse ki az kaldı izne gelmesine. Sahi, ne yemek yapsam ona? Bir menü belirleyelim, ona göre alışveriş yapalım.”

— “Tamam sultanım, alırız ihtiyaçları. Daha üç gün var. Bahçemizdeki nanelerden, maydanozlardan da toplayalım. Kısır da yapalım; pek sever bilirsin.”

Yusuf Bey de duygulanmıştı ama belli etmemek için konuşmaya devam etmişti. Hasret, bu yaştaki insanlar için daha dayanılmaz bir şeydi. Beklemek aslında oldukça yorucuydu. Evin içinde ve muhtelif yerlerinde kızlarının hayali kol geziyordu. Onlarsa bu hatıralara tutunmuş, bahçeleriyle kurdukları dünyada gün sayıyorlardı. Yusuf Bey de özlemle yutkundu, gözleri dolmuştu. Hızlı hızlı kırpıştırdı gözlerini; yaşları akmadan kurutmayı başarmıştı.

Kısa bir sessizlik oldu. Zil sesiyle ikisi de merakla bahçe kapısına baktılar.

— “Herhalde fatura falandır,” dedi Yusuf Bey.

Bahçe kapısını açtı. Nilüfer’i karşısındaydı. “Sürpriz! Ben geldim!” diyen sesi, her çiçeği gölgede bırakmıştı.

 

 

İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunuyum. 48 yaşındayım. Evliyim. İki oğlum var. Yazı yazmayı seviyorum. Çini sanatıyla da meşgulüm.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.