İLGİ, BİLGİ VE YETENEK ÜÇGENİNDE MUTLULUK
Kamu ve özel sektörde çalışanların istihdam oranı, 4 Haziran 2026 yılı verilerine göre %48,2 olarak açıklandı [1]. Her iki kişiden birinin (çalışma çağındaki) çalıştığını gösteren bu oran, insanların günde yaklaşık 8-10 saatlerini iş yerinde geçirdiğine işaret ediyor. Bir günün 24 saat olduğu düşünüldüğünde günün 1/3’lük kısmı işe ayrılıyor ve bu hesaplamaya yolda geçirilen zaman dahil değil. Ömrünün üçte birini çalışarak geçiren bir insanın yaptığı işe olan ilgisi, o alandaki bilgisi ve yeteneği de oldukça önemli hale geliyor; ne de olsa her üç kavramın ulaştığı ortak noktada mutluluk yer alıyor.
Felsefede birçok düşünür mutluluğu ahlaka, erdemli olmaya, yetinmeye, güce, şehvete ve kişinin kendisiyle olan mücadelesine bağlamaktadır. Kişi yaşamında erişemeyeceği şeyler için mutsuz olmamalı, iyi ahlak ve erdemli davranışlarla mutluluğun yolunu bulmalı, ayrıca tüm bunları yaparken de yetinmeyi yani sınırlarını çizmeyi bilmelidir. Bir kavram üzerine yapılan yüzlerce araştırmayı genel durumlara göre değil de özel alanlara göre değerlendirmek gerektiği kanaatindeyim. Hayatın her alanında, her şekilde ve her koşulda mutlu olunamaz; tıpkı Viktor Frankl’ın yaşamın anlamı olduğu gibi acının da bir anlamı olduğuna değinmesi veya Nietzsche’nin “Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıla dayanabilir” fikri gibi [2]… Öyleyse mutluluğu, içinde bulunulan süreçten veya durumdan alınan zevk ve sevinç olarak tanımlayabilir; bunu insan zihninde pozitif çağrışımlar oluşturan bir zincir şeklinde düşünebiliriz. Böylesine derinlere işleyen mutluluğun insan vücudunda olumlu etkileri olduğu da birçok çalışmada ortaya kondu. Stres-hüzün-sıkıntı üçlüsünün ise hiç olmadık hastalıkları veya semptomları tetiklediği bilinen bir başka gerçek olarakkarşımıza çıkıyor.
Tekrar konumuza dönüp insanın iş yerindeki mutluluğuna gelecek olursak Prof. Dr. Aşkın Keser tarafından ortaya konan “İşte Mutluluk Araştırması” isimli makale, ülkemizdeki mavi yakalı, beyaz yakalı ve akademisyenlerin mutluluk oranlarını anket uygulayarak değerlendirmektedir. Çalışmanın detaylarına geçmeden önce, Türkiye’de faaliyet yürüten yüzlerce şirketin iş yerindeki mutluluk oranlarını %90’ın üzerinde duyurduğunu ya da buna dair sertifika aldığını bilmek gerekir; buradaki sonuçların gerçekliği ise başka bir tartışma konusudur. Prof. Dr. Aşkın Keser, hazırladığı çalışmada 74 farklı şehirden 3978 katılımcıyla anket gerçekleştirmiştir fakat ölçekli değerlendirme yerine daha kısıtlı bir yolun tercih edildiği görülmektedir. Katılımcıların %51,8’lik kısmını erkekler, %48,2’lik kısmını ise kadınlar oluşturmaktadır. %35,7’lik oran ile 23-30 yaş arası katılımcılar ağırlıklı olurken kıdeme göre 1-5 yıl arası çalışanlar da en fazla yüzdeye sahiptir. 3978 kişinin 1419’u lisans mezunudur,ilköğretim ve lise mezunlarının oranı ise %24,7 civarındadır. Tüm bu oranları üç ana başlıkta toplayan Keser, çalışmasının %65,7’lik kısmını beyaz yakalılara, %16,7’sini mavi yakalılara, %17,6’sını ise akademisyenlere ayırmıştır. Araştırma neticesinde mutlu insan oranının %67,3, mutsuz olanların oranının ise %32,7 sonucuna varılmıştır. Bu verilere göre her üç çalışandan biri mutsuzdur. Mavi yakalılardaki mutluluk oranı %97,6 seviyesindedir, akademisyenlerde bu değer %85,3 iken çalışmanın ağırlıklı kısmını oluşturan beyaz yakalılarda oran oldukça aşağılara inmekte ve %54’lere dayanmaktadır [3]. Beyaz yakalılar plaza hayatlarında veya kurumsal olarak nitelendirilen yaşamlarında neden bu denli mutsuz olmaktadır? Her iki beyaz yakalıdan biri neden mutsuz olduğunu açıkça belirtmektedir? Onları mutsuz eden iş tercihleri mi, ücret beklentisi mi, adaletsizlik mi, yoksa çalışılan ortamın yetersizliği mi? Her çalışan için değişecek olan bu nedenlerden sıyrılıp kişinin ilgisine, bilgisine ve yeteneğine bağlı olarak iş tercihi yapmasının önemine değinmekte fayda var.
Bir kişiye, olaya veya sürece duyulan merak ve yakınlık olarak tanımlanan ilginin; günümüz dünyasında kaç kişinin işinde var olduğunu görebiliriz ki? Sabah keyifle uyanıp işine ilgi duyan, işine merakını her daim ayakta tutan kişilerin azınlıkta olduğu bilinir. Örneğin ilgisi sanata olan birinin memurluk yaparak tüm gününü ekrana bağlı geçirmesi veya hareketli yaşamla ilgilenen bir bireyin sürekli durağan bir şekilde iş yapması bu duruma örnektir. İkinci husus olan bilgi ise çeşitli yöntemlerle elde edilebilir. İyi bir eğitim, deneyim ve araştırma-okuma-inceleme arzusu kişiyi bilgili hale getirebilir. Bugüne baktığımızda araştırma ve merak duymanın az olmasından dolayı, iş hayatında bilginin çoğu deneyimle ortaya çıkıyor. Yüksek bir binada üniversite mezunu olarak işe giriyorsunuz ve size öğretilenlerin tamamı geçmişten gelenler oluyor; siz ise bilginiz olan, belki de çok farklı bir alandan uzakta kalarak bilgi üretmeye çalışıyorsunuz. Bilginin yoğunluğu elbette akademi ve bilim dünyasında saklıdır fakat herkes bu alana yönelemeyeceğine göre sadece bilgiye sahip olmanın salt mutluluk getiremeyeceği de açıkça ortadadır. Üçüncü madde ise yetenektir; kişinin kendisinde gördüğü veya başkalarının onda fark ettiği yapabilme, becerebilme kapasitesi… Yeteneklerinin uzağında geçim derdiyle mücadele eden bireyin yeteneğine yönelememesi, yeteneğini kullanamaması veya buna fırsat verilmemesi onu oldukça kısıtlı bir mutluluğa hapsedebilecektir.
İnsanın ilgi, bilgi ve yetenek üçgeninden en az ikisine sahip olması durumunda mutluluk seviyesinin ne şekilde değişeceği de yeni bir araştırma konusu olabilir. Sadece bilgisi olanın ilgi ve yetenekten mahrum şekilde işini yapması, sadece yeteneği olanın bilgi ve ilgiden yoksun kalması, sadece ilgisi olanın ise bilgisiz ve yeteneksiz olarak mutluluğu dilemesi basit bir beklentinin ötesine geçemeyecektir. Üç kriterin ikili kombinasyonunda da karşımıza 3 farklı senaryo çıkıyor; bu senaryoya göre kişi en azından çalıştığı alanla alakalı ilgili-bilgili, ilgili-yetenekli veya bilgili-yetenekli olabilmelidir. Sadece teorik bilgiye sahip olmak ama bunu hayata geçirecek yetenekten veya motivasyondan (ilgiden) mahrum kalmak, insanı “eylemsiz” bırakır. Şirketlerin sunduğu %90’lık sahte mutluluk sertifikaları, Aristotelesçi anlamda sadece dışsal birer yanılsamadır; gerçek mutluluk ancak çalışanın ilgi, bilgi ve yeteneğini aynı anda icra edebildiği bir “kendini gerçekleştirme” zemininde var olabilir.
Sadece bilgiyle, yetenekle veya ilgiyle de mutlu olanlar olabilir fakat siz yine de kendinize “Yaptığım işe ilgili miyim? Yaptığım işte bilgili miyim? Yaptığım işte yeteneklerimikullanabiliyor muyum?” sorularını sorabilmelisiniz.
KAYNAKÇA
[1] İstihdam. T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, sbb.gov.tr. Erişim tarihi: 22 Haziran 2026.
[2] Frankl, Viktor E. İnsanın Anlam Arayışı. Okuyan Us Yayınları, 2015.
[3] Keser, Aşkın. İşte Mutluluk Araştırması. Paradoks Ekonomi, Sosyoloji ve Politika Dergisi, c. 14, sa. 1, 2018, ss. 43-57.
[4] Özsarı, Arif ve Mehmet Çağrı Çetin. Spora Yönelik Tutum ve Mutluluk İlişkisi (Sağlık Sektöründe Bir Araştırma). Spormetre Beden Eğitimi ve Spor Bilimleri Dergisi, c. 20, sa. 1, 2022, ss. 36-47.
[5] Baynal, Fatma. Mutluluk Kavramının Felsefi, Psikolojik ve Dini Açıdan İncelenmesi. darulfunun ilahiyat, c. 31, sa. 2, 2020, ss. 247-274.