CİNNET VE ZIRH
Ben seni, şehrin şah damarının kesildiği bir ikindi vakti sevdim.
Şehrin paslı gırtlağından akan o irin,
O modern ve parlak yalan,
Henüz bulaşmamışken şakaklarına.
Herkesin birbirine benzediği,
Herkesin aynı “evet”i ezberlediği bu caddelerde,
Yüzün; dağılmış bir ordunun toparlanma emriydi bana.
Seni sevmek;
Bir namlunun ucundaki tereddüt değil,
Tetiğe basan parmağın cüretiydi.
Çünkü biz,
Çelikten ve betondan tanrıların gölgesinde büyüdük.
Kalbimiz, borsalarda işlem görmeyen tek menkul kıymetti.
Bana bakma öyle,
Gözlerimdeki bu kanlanma uykusuzluktan değil,
Dünyaya alışamamaktandır.
Seni sevmek diyorum…
Anla ki;
Bu çağın, bu uğultunun, bu plastikten hayatın
Suratına atılmış en sahici tokat,
En gürültülü itirazdır.
Benim seni sevmem;
Bir mülkiyet iddiası değil, bir cephe genişletmesidir.
Yani sevgilim,
Eve dönmek değildir bu,
Evi, sırtında taşımaktır ateşe doğru.
Yaralarımızdan tanırlar bizi ancak,
Ve ancak birbirimizin yarasına dokunduğumuzda,
İnsan olduğumuzu hatırlarız,
Bu makineler yığını arasında.