1 Nisan 2026, 15:01:30
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 14°C
Çok Bulutlu
Afyon
14°C
Çok Bulutlu
Per 16°C
Cum 10°C
Cts 12°C
Paz 10°C

TEK KİŞİLİK MAHKEME

TEK KİŞİLİK MAHKEME
31 Mart 2026 20:19
24
A+
A-

Arkadaşım koltuğa çöktüğünde yüzünde ne bir yaş vardı ne de büyük bir isyan. Sadece, sanki içindeki tüm piller sökülmüş gibi bir durgunluk… Bana baktı ve o cümleyi kurdu: “Benim elalemim babamdı; o öldü ve her şey bitti.”

O an odadaki havanın ağırlaştığını, zamanın bir kum saati gibi durduğunu hissettim. İnsanlar genelde “elalem” deyince konu komşuyu, akrabayı ya da mahalleliyi anlardı. Ama onun dünyasında bu kavram tek bir isme, tek bir sese sığmıştı. Babası, onun hayatındaki o devasa ve görünmez jüri heyetiydi. Küçüklüğünden beri giydiği gömleğin renginden üniversite tercihine hatta sevdiği kadına kadar her şey o gizli onaydan geçmek zorundaydı. Babası “Olmaz” dese, dünya “Olur” dese ne çıkardı? Hakikat, babasının o iki dudağının arasındaydı.

Cenazeden sonraki o ilk akşam, babasının çalışma masasına oturdu. Masanın üzerindeki o eski ajanda, bitmiş sigara paketi ve gümüş tespih… Her şey yerli yerindeydi ama o masanın ruhu uçup gitmişti. Arkadaşım elini masaya vurdu, sertçe. Bekledi. Bir sesin “Evlat, ne yapıyorsun?” demesini, o otoriter bakışın kapıdan süzülüp gelmesini bekledi.

Ama o ses gelmedi.

İşte “her şeyin bittiği” an oydu. Bir korku değil bir özgürlük de değil; sadece devasa, dipsiz bir sahipsizlik… O an anladı ki yıllarca babası kızmasın diye yaptığı her şey aslında hayatının iskeletiymiş. Şimdi o iskelet çökmüştü. “Dünyanın en zengin adamı olsam ya da en büyük hatasını yapsam da kimsenin umurunda olmayacakmış gibi hissediyorum,” dedi sesi titreyerek. “Çünkü beni yargılayacak olan tek kişi artık toprak altında. Benim aynam kırıldı.”

O gece, babasının her zaman “Gereksiz, vaktini bunlarla öldürme,” dediği o yarım kalmış tuvali çatı katından çıkardı. Tozlanmış örtüyü kaldırdığında aslında yıllarca ertelenmiş bir yaşamla yüzleşti. Boyaları eline aldı; tüplerden çıkan o sert koku, odadaki o yas havasını bir anda dağıttı.

Fırçayı tuvale ilk sürdüğünde omuzları sarsılmaya başladı. Bu, otuz beş yıl boyunca biriktirdiği o sessiz barajın patlamasıydı. Her darbe babasının sessizliğini dövüyor; her renk, kendi hayatına sahip çıkışının sesi oluyordu. Bu ağlayış bir yasın değil otuz beş yıl sonra ilk kez sadece kendi olduğu için, kendi istediği rengi seçtiği için duyduğu o korkunç ama şifalı sızının ağlayışıydı.

Perde kapanmıştı, seyirci salonu terk etmişti ama oyun ilk kez gerçekten başlıyordu. Fırçanın tuvaldeki sesi, babasının sessizliğini dövüyordu artık. O gece arkadaşım, ilk kez kendi çıkardığı gürültüden korkmadan sabaha kadar sadece kendisi için boyadı.

Yazmayı ve okumayı seven kimyacı
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.