BEKLENTİSEL ŞEYLER
Yine o zaman geldi çattı. Tarihleri hep sağ üst köşeye attığım eski yazılarımı okuma vakitleri. İnsan durup ne hissetmişim neler duyumsayıp önemseyip yazmışım diye içinden geçirir ya. Elbette yaparız bunu. Yapmaz mısınız yoksa? Ben yapıyorum, beni yalnız bırakmayın.
Yazılanlar her zaman yaşanmaz. Yaşadıklarımız da her zaman yazıya dökülmez. Belki anlatacak kelime bulamadığımızdan ya da yaşanmış olarak kalmasını istediğimizden. Tam olarak hangisi bilmiyorum. Siz biliyor musunuz? Lütfen bana da söyleyin.
İnsan yazarken okuyandan bir şey bekler mi? Beğenmesinden bahsetmiyorum. O cümleyi neden yazdığını, ne için bunu yaptığını, kendini yakın hissedip hissetmediğini ve daha bir sürü şey. “Şey”leri de hiç sevmem aslında ancak çok da kullandığım olur. Sevmediğimiz huyumuz çok olabilir. Benim de oluyor bazen. Mesela şu an konuyu değiştirip “şey”den bahsettiğim gibi. Sizin de oluyor mu? Oluyor dediniz sayıyorum.
“İnsan, insana muhtaç.” Çok duyuyoruz bunu. Yazarken de öyle mi acaba diye düşünüyorum. Birbirimize muhtaç mıyız? Aynı şeyi düşünmeye, birlik olmaya, hissedip hissettirmeye, kıymet bilmeye… Kendime yazdığımı sanırdım çok önceden. Anlıyorum ki anlaşılmaya ve anladığım şeyleri anlatıp hemfikir olmaya da ihtiyacı varmış insanın. Okuduğum bir kitapta -adını hatırlamıyorum, genelde unuturum unutmamam gerekenleri- aslında çoğu yazarın yüksek egoya sahip olduğundan ve bunu ispat etmek için yazmaya yöneldiğinden bahsediyordu. Bu fikir biraz çarpıcı geldi bana ama bence tamamen de inkâr edilemez gibi. Siz inkâr eder misiniz? Lütfen söyleyin bana neden yazıyoruz?
Belki de hayatta yaptığımız çoğu şey gibi bunu da sorgulamamak lazım. Çünkü “nedenler” üretmek her zaman bir çıkışa götürmüyor. Götürür mü? Bilemiyorum, belki de yine sizin yardımınıza ve fikrinize ihtiyacım var.