13 Mayıs 2026, 20:07:45
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 22°C
Parçalı Bulutlu
Afyon
22°C
Parçalı Bulutlu
Per 20°C
Cum 17°C
Cts 20°C
Paz 21°C

MESAFENİN ÖTESİNDE

MESAFENİN ÖTESİNDE
13 Mayıs 2026 11:06
31
A+
A-

İnsanlık tarihi boyunca mesafeyi hep kilometrelerle, saatlerle ya da adımlarla ölçtük. Haritalar çizdik, sınırlar belirledik. Yan yana gelince yakın olduğumuzu sandık. Oysa bazen gerçek yakınlık, kilometrelerce uzaktaki bir ruhla kurulan bağdaydı. Dibimizde duran insanın yabancılığına inat, uzaktaki bir elin gölgesini kalbimizde hissetmekti asıl mucize…

Dünyanın iki ayrı ucundaki iki ruh, aynı gökyüzünün altında birbirinin nefesini duyacak kadar yakınlaşabilir mi? Peki, bizi tüm bu fiziksel boşluklara rağmen bir arada tutan nedir? Gerçekten ruhun, yer çekimine galip gelen o kadim çekim gücü var mı?

Bazen aynı gökyüzünün altında, farklı uçurumlarda oturuyoruz. Aramızdaki mesafe kilometrelerle değil henüz kelimelere dökülmemiş duygularla ölçülüyor. En derin acılarımızı ya da en yüce sevinçlerimizi anlatmaya kalktığımızda, sözcükler yetersiz kalıp boğazımızda düğümleniyor. Dilimiz lal, kalbimiz o dilsiz boşlukta yankısız kalıyor.

Çünkü kelimeler çoğu zaman yetersiz kalır, hatta anlatmak istediklerimizin önünde birer engel gibi durur. Bazı duygular vardır ki dile döküldüğü anda tılsımını kaybeder, eksilir ve sıradanlaşır. Tam da bu yüzden insan, en çok anlaşılmak istediği yerde derin bir sessizliğe bürünür.

Biz sustuğumuzda, o görünmez bağlar konuşmaya başlıyor. Zihinlerimizin ışığı karanlık boşlukta buluşuyor ve mesafeyi anlamsız kılıyor. Bu, sadece bir sessizlik değil iki ruhun aynı frekansta yankılanarak birleşmesidir. Bedenlerin yakınlığı mekâna hapsolur. Oysa gerçek yakınlık, kelimelerin gürültüsü dindiğinde başlayan o ince melodiyi duyabilmektir.

Yanında sandığının bir ömür bakıp da göremediği o puslu hüznü ya da perdelenmiş sevinci uzakta sandığın biri, fersahları aşan bir sezgiyle çözüverir. Bir anlık duraksamanın yarattığı o görünmez çatlaktan, boğazına oturan o sessiz yutkunuştan, sesinin tellerine tutunan o ince titreşimden okur ruhunu… Çünkü bazı insanlar seni duymak için kulağın gürültüsüne değil seni hissetmek için kalbinin en kuytu odasına yerleşir. Ve işte o an, gerçeğin buz gibi serinliğiyle anlarsın. Yakınlık, omuz omuza verip aynı yöne bakmak değildir her zaman.

İnsanın en kadim yanılgısı; mesafeyi yolların tozunda, yakınlığı ise tenin sıcaklığında aramaktır. Oysa asıl gurbet, dışarıdaki kilometreler değil kendi içimizde tuğla tuğla yükselttiğimiz o dilsiz duvarlarda saklıdır.

Belki de insanın bir başkasına en çok yaklaştığı an, hiçbir şey söylemeden anlaşıldığı andır.

Hayatınızda öyle insanlar olsun ki siz sustuğunuzda bile sizi anlayabilsinler; farklı uçurumlarda, ayrı ufuklara bakarken bile…

Çünkü asıl çekim gücü, iki ruhun kelimelerden arınmış bir yerde birbirine değebilmesidir. Orada ne açıklamaya ihtiyaç vardır ne de ispat etmeye…

Yazarken kendime yaklaşıyorum. Düşüncelerim sakinleşiyor, içimdeki karmaşa yerini dinginliğe bırakıyor.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.