HER ŞEYİN HIZLANDIĞI BİR DÜNYADA YAVAŞ KALABİLMEK
Farkında mısınız? Artık hiçbir duygunun tadı damaklarda uzun süre kalmıyor. Bir şeye sevinirken, sadece birkaç dakika içinde dikkatimiz başka bir yöne kayabiliyor. Birini özleyip mesaj atıyoruz; cevap geldiği anda o yoğun özlem duygusu hızla sönümleniyor. Sanki hislerimizi bile bir yerlere yetiştirmeye çalışır gibi, aceleyle yaşıyoruz.
Çünkü dünya artık çok hızlı.
Eskiden bir mektubun cevabını beklerken günler, bazen haftalar geçerdi. O bekleme süresi boyunca özlemimiz büyür, cümlelerimiz kalbimizde demlenirdi. Şimdi ise saniyeler içinde yazıyor, siliyor ve tekrar gönderiyoruz. Ancak bu hızın içinde, bir şeyi gerçekten hissetmek için gereken o kıymetli “vakti” kaybediyoruz. Her şey çok hızlı yaşanıyor ve ne yazık ki aynı hızla tükeniyor.
En çok da duygularımız bu hızdan nasibini alıyor. Bir şeyi gerçekten yaşamadan geçip gidiyoruz. Bir manzaraya bakıyoruz ama aslında görmüyoruz. Birinin gözlerinin içine bakıyoruz ama derinlerde ne olduğunu seçemiyoruz. Bir şarkı dinliyoruz ama tınısını duymuyoruz. Zihnimiz hep bir sonraki anın, bir sonraki işin peşinde. Sürekli bir yerlere yetişme çabasındayız ama nereye ve neden yetiştiğimizi kendimiz bile bilmiyoruz.
Sabah kalkıyoruz, koştur koştur işe yetişiyoruz, görevleri tamamlıyoruz ve günün sonunda kendimize şu hayati soruyu sormadan uyuyoruz: “Ben bugün gerçekten ne hissettim?”
İnsan artık yavaşlamıyor, hatta yavaşlamak istemiyor. Çünkü bu çağda yavaşlamak, “geri kalmak” ile eş değer görülüyor. Peki ama sahiden kim, neyden geri kalıyor?
Oysa bazen yavaşlamak, aslında kendine yetişmektir.
Bir düşünün; en son ne zaman bir yere yetişmek zorunda hissetmeden durabildiniz? Ne zaman sadece hiçbir şey düşünmeden o çayın tadına vardınız? Hatırlamak zor, değil mi? Artık “an” diye bir kavram kalmadı sanki. Hep geçmişin pişmanlıklarıyla ya da geleceğin kaygılarıyla yaşıyoruz. Dilimizden “keşkeler” ve “ya şöyle olursa”lar eksik olmuyor.
Oysa hayat tam şu andır.
Belki de bu yüzden içimizde hep o tanımlayamadığımız eksiklik hissi var. Çünkü yüreğimiz yarım kalmış hisler, tamamlanmamış cümleler ve hakkı verilmemiş duygularla dolu.
Çözüm aslında basit: Biraz yavaşlamak. Koşmamak, yormamak, acele etmemek ve sadece o anın tadını duyumsamak…
Hayat büyük olaylardan ziyade küçük ama gerçek anlarda gizlidir. Ve biz o anları kaçırdığımızda, onlar bir daha geri gelmemek üzere “geçmiş” olur.
İnanın, dünya ne kadar hızlanırsa hızlansın; insan ancak yavaşladığında kendini bulur.