6 Mayıs 2026, 16:51:03
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 14°C
Az Bulutlu
Afyon
14°C
Az Bulutlu
Per 18°C
Cum 20°C
Cts 19°C
Paz 21°C

EKSİK DEĞİL

EKSİK DEĞİL
4 Mayıs 2026 13:04
153
A+
A-

Evin tek kızı olan Damla, küçükken annesinin dizinin dibinden ayrılmaz, babasının omuzlarında dünyayı izlerdi. Kumral, kıvırcık saçları ve fındık gibi burnuyla o evin neşesiydi. Sevgi eksik değildi o evde… Ama o sevginin içinde sessiz büyüyen bir yalnızlık vardı. Yalnızlığını paylaşacak bir kardeşi olmamıştı.

Yıllar geçti. Damla büyüdü. İçindeki o eksiklik, zamanla “ait olma” arzusuna dönüştü. Okan’la evlenirken kalbinde büyük bir umut vardı. Kendi yuvasını kuracak, eksik kalan sevgiyi tamamlayacaktı.

İlk zamanlar her şey güzeldi. Evlerinde kahkahalar eksik olmuyordu. Damla, “artık yalnız değilim” diyordu. Kayınvalidesi Suna onu kızı gibi seviyor, kayınbiraderi Oğuz kardeşi gibi davranıyor, görümcesi Çağla da sık sık uğruyordu. Kalabalık bir aileydi ve Damla ait olduğu yeri bulduğunu sanıyordu.

Ama zamanla bir eksiklik konuşulmaya başlandı; çocuk.

Damla bir bebek istiyordu. Kucağına alacağı, seveceği, kendi kurduğu yuvayı tamamlayacak bir can… Günler geçtikçe kayınvalidesi Suna’nın tavrı değişti. Önceden sevgiyle konuşan kadın, artık kötü davranmaya, tabiri caizse laf sokmaya başlamıştı.

-Kaç yıl oldu evleneli, hâlâ çocuğunuz yok? Bak Hâle Hanım’ın gelini hemen hamile kaldı.

Bu sözler Damla’nın kalbine ince ince işliyordu. Oysa o, sadece anlayış istiyordu.

Evin içinde bir başka değişim daha vardı. Okan… Önce eve geç gelmeye başladı. Sonra gece geç gelmeler uzadı. Bahaneler çoğaldı. Damla bir şeylerin değiştiğini hissediyordu ama adını koyamıyordu. Zamanla gerçek kişiliğini gösterdi. Okan’ın gece hayatı başlamıştı. Kumar, içki, eğlence… Ve başka kadınlar.

Damla, aynı evin içinde yalnızlaşmıştı. Bu arada Oğuz evlenmişti. Eşi Emine ile birlikte aynı evde yaşıyorlardı. Büyük, eski bir evdi. Bahçesinde portakal ağaçları vardı. Kalabalık bir hayatın ortasında Damla, en çok Oğuz’a yakın hissederdi kendini. Çünkü o evde onu gerçekten gören tek kişiydi.

Ama Emine farklıydı. Damla’nın iyi niyetini fark etmişti. Ve bunu kullanıyordu.

-“Damla abla, çok üşüyorum.Sobayı yakar mısın?”derdi.

Damla hiç düşünmeden kömürlüğe iner, odun taşır, sobayı yakardı. Elleri üşür, yüzü kızarırdı, ama yine de şikâyet etmezdi.

-“Bir şey ister misin?” diye sorardı üstüne.

Emine ise yerinden kalkmadan başını sallardı. Zamanla Damla o evin her işini yapan biri haline geldi. Temizlik, yemek, hizmet… Hepsi onun omuzlarındaydı. Kayınvalidesi de bundan memnundu.

Ve Damla; o evde artık görünmezdi.

Anne ve babasının vefatı ise onu tamamen yalnız bırakmıştı. Gidecek bir yeri yoktu. Sığınacak bir kapısı yoktu.

Ta ki o geceye kadar…

O gece Damla’yı uyku tutmadı. İçinde garip bir huzursuzluk vardı. Kalktı, kömürlüğe indi. Sobanın yedek kovasını doldururken yukarıdan sesler duydu.

Okan’ın sesi… Ama yalnız değildi. Bir kadın vardı. Suna’nın diğer seslere karışıyordu. Damla’nın elleri titredi. Kalbi hızlandı. Bir süre bekledi. Belki yanlış anlıyorumdur diye…

Sonra dayanamadı. Yukarı çıktı. Kapının önünde durdu. Eli kapıya uzandı ama açamadı. Çünkü o kapının ardında sadece bir gerçek değil, bir hayat vardı.

Sonra gözlerini kapattı… Ve açtı kapıyı.

-“Bu kadın kim, Okan?”

Okan bir an sustu. Gözlerini kaçırdı.

-“Sende nereden çıktın şimdi?” dedi. Damla’nın sesi bu kez daha derindi:

-“Ben sana bir şey sordum… Bu kadın kim?” Ve cevap geldi.

-“Bu saatten sonra, karım olacak!”

Damla o an yıkılmadı. Ama gözyaşları içine sessizce boşaldı. Ne bağırdı, ne ağladı. Sadece sustu. Bir insanı en çok yaralayan şey, kırılan kalbi değil güvendiği yerden aldığı darbeydi. O geceden sonra hiç bir şey eskisi gibi olmadı. Sabahı zor etti. Ve sonunda karar verdi. Gitmeliydi.

Kayınbiraderi Ozan’ı aradı. “Abi Okan beni aldatıyor. Suna annenin de haberi var. Artık ben bu evde kalamam. Kalırsam kendimi kaybederim.”

Ozan hiç sorgulamadı. Geldi ve onu aldı. Damla o evden çıkarken arkasına hiç bakmadı. Çünkü bazı yerler, insanın içini boşalttığında artık “yuva” değildir.

Köye vardıklarında kalbi sıkıştı. Yıllar sonra baba ocağının kapısındaydı. Kapıyı açtı. İçeride kimse yoktu ama her şey onu hatırlıyordu. Ve o an anladı; insan bazen kaybolmak için değil, kendini bulmak için döner. İlk günler zordu. Köy küçük ama dedikodu büyüktü.

“Dul dönmüş. Kocasını elinde tutamamış.”

Bu sözler kulağına değil, kalbine batıyordu. Ama sustu. Zamanla duymamayı öğrendi. Çalışmaya başladı. Sabahları erken kalkıp komşusu Saadet Abla’sıyla tarlaya gidiyordu. Toprağa dokundukça içindeki acı biraz hafifliyordu. Elleri nasır tuttu ama kalbi yavaş yavaş güçlendi. Derken bir gün, su kuyusunun başında onunla karşılaştı.

İsa:

-“Yardım edeyim mi ?”dedi.

Damla durdu.

Kimse ona uzun zamandır böyle bir şey teklif etmemişti.

-“Gerek yok” dedi.

İsa gülümsedi. O günden sonra yolları sık sık kesişti. Bazen bir selam, bazen bir kısa sohbet. Ama en önemlisi, İsa ona geçmişiyle değil, olduğu haliyle bakıyordu. Damla fark etmeden yeniden gülümsemeye başladı. Ama korkuları hâlâ vardı.

“Ya yine olursa?”

“Ya ben eksiksem?”

Bir akşam İsa, evin önünde durdu.

-“İnsanlar çok konuşur? ”dedi. “Ama ben şunu biliyorum… Sen eksik değilsin, sadece kırılmışsın.”

Damla’nın gözleri doldu.

İlk defa biri onun içini gerçekten görmüştü.

-“Ben seni kurtarmak istemiyorum,” dedi İsa. “Sadece yanında durmak istiyorum.”

O gece Damla uyuyamadı.Ama bu kez acıdan değil,umut vardı içinde. Sabah olduğunda farklı uyandı.

İsa’nın yanına gitti. Gözlerinin içine baktı.

-“Bende denemek istiyorum” dedi. “Ama bu defa kendim olarak.”

İsa gülümsedi.

-Zaten başka türlü olmaz.

Damla o gün karar verdi. Bu kez birine sığınmak için değil, kendi hayatını kurmak için adım attı.

Ve o eski,sessiz ev…

Yeniden nefes almaya başladı.

 

 

 

ETİKETLER: , ,
Ben Feride kitapların dünyasında kendini bulan kelimelerle düşünmeyi ve anlatmayı seven biriyim insanların sakladıkları duyguları yazıya dökmeyi seviyorum iki çocuk annesiyim.
YORUMLAR

  1. Anonim dedi ki:

    Tebrik ederim