KUŞ BAKIŞI
Yıl 2025. Bu yüzyılda kuş olmak en iyisi galiba. Bu fikre nereden kapıldığımı sorarsanız, etrafımdaki insanlardan dolayı böyle düşünüyorum. Yeryüzünde gördüğüm insan denen canlılar hep öfkeli, hep stresli. Bu stres nasıl bir şeyse herkesin dilinde.
Ben küçücük bir serçeyim. İnsanlar çoğu zaman beni görmüyor bile. Bazen sesimi duyunca “Aa! Kuş ne güzel ötüyor. Ay, ne kadar tatlı!” diyorlar. Anlıyorum ki sesimi ve görüntümü seviyorlar. Ama bunun dışında pek de benimle ilgilenmiyorlar.
Allah’tan arkadaşım bol, yalnız kalmıyorum. Arkadaşlarımla uçmayı, hep bir ağızdan ötüşmeyi seviyorum. Annem, eskiden buralarda çok kuş yaşadığını söylerdi bana. Ben yuvadan uçamayan bir yavruyken anlattığı masallardan hatırlıyorum.
Kardeşlerimle birlikte merakla dinlerdik onu. Eskiden her yer ormanmış, çok fazla kuş yaşarmış. Ben de nasıl olduğunu anlamazdım.
Maalesef şimdi anlıyorum. Ama küçükken olduğu gibi anlamıyor olmayı isterdim. Yuvada olmak ne güzeldi…
Masallarla büyümek, rüzgârda sallanan ağacın dallarındaki yuvada annemi beklemek, insan diye bir varlığı bilmemek…
Yuvadan ayrılınca anladım ki yeryüzünde ne çok insan varmış; kuş sayısı ise pek azmış. Bazılarının nesli tükenmiş, bazılarının da tükenmek üzereymiş. En çok merak ettiğim konu bu.
Banktaki iki insan bu konuyu konuşuyor. Ne yapıp edip onları dinlemeliyim. Biraz daha yaklaşayım, kulak misafiri olayım. Üzerlerinden uçtum mu tamamdır bu iş.
– Aslı, biliyor musun? Geçenlerde duydum. Kakapo diye bir kuş türü varmış. Uçamayan bir kuşmuş. Nesli tükenmek üzereymiş. Sen duymuş muydun?
– İlk defa duyuyorum. Ne ilginç adı varmış. Çok merak ettim, internetten bir bakayım.
Telefonunu eline aldı işte… Bu insanlar niye hep telefona bakıyor? Her şeyi bilen bir şey galiba bu telefon. Benim anne ve babamı da bilir mi acaba? Yuvadan uçtuktan sonra onları bir daha göremedim. Telefona yaklaşsam, onları görebilir miyim?
– Hay Allah! Nereden çıktı bu kuş? Koskoca gökyüzünde yer mi yok! Tepemden uçtu. Baksana ne yaptı telefonuma! İğrenç ya! Islak mendilin var mı, Zeynep?
– Var tabii Aslıcığım, al bakalım. Boş ver, küçücük bir şey zaten. Geçenlerde bana karganınki denk geldi, hem de omzuma. Ay, ne fenaydı! Silince de temizlenmedi. Ayrıca kıyafetine gelmediğine de dua et bence.
– Ne diyorsun! Çok şükür, çok şükür vallahi. Teşekkür ederim mendil için.
Of ya! Telefonda bir şey göremedim. İnsanlar niçin bakıyor, onu da anlamadım. Bana da kızdılar galiba. Hâlbuki kötü bir şey yapmadım. Anlaşılan yakın olmamdan hoşlanmıyorlar.
Hep şikâyet ediyor gibiyim ama aslında sevdiğim insanlar da var. Ha! İşte en sevdiklerimden biri çınar ağacının altına doğru yürüyor. Yaşasın! Yemek zamanı. Allah’tan bizi düşünen insanlar da var. Herkes toplanmaya başladı bile, ben de yerimi alayım bir an önce.
Küçük serçe heyecanla uçtu, yiyecek artıklarını gagalamaya koyuldu. Karnını doyururken her şeyi unuttu. Onlarca kuş buluşmuştu. Başka kuşlar da eklenerek bu buluşma devam etti. Doyanlar uçtu, aç olanlar geldi…
Ta ki yiyecek bitene kadar.
Hayatta kalmak içindi tüm bu mücadele.
Peki ama insanın mücadelesi neydi?