AŞK DEĞİL BEN’DİM
Halide henüz 19 yaşına yeni girmişti. Gençliğinin baharındaydı. Bülent’i çok sevdi, âşık oldular birbirlerine ve en kısa zamanda evlenmeye karar verdiler. Daha birbirlerini tanımadan, iki ailenin rızasıyla hayatlarını birleştirirler. Zamanla evliliklerinde yoluna gitmeyen bir şeyler olduğunu anladılar. Kopukluk, iletişimsizlik.
Halide ve Bülent’in iki çocuğu olur. Aslında Bülent iyi bir babadır, çocukları ile ilgilenir ama gel gör ki eşiyle aralarında bir soğukluk oluşur. İkisini de birbirinden beklentisi farklıdır çünkü birbirlerine nedense tahammülleri kalmaz. Evlilik kurumu onlar için bir rekabete çoktan dönüşmüştür. Bülent’in artık dışarı hayatı başlamıştır önce bir, iki kumar oynamaya başlar, hayatına başka başka kadınlar girer, çıkar tamamen evlilik kurumundan kopmuştur. Halide evliliği hiç böyle hayal etmemişti, çocuklarıyla ve eşiyle mutlu mesut huzurlu yaşamayı hayal ederken evlilikleri şu an bitmek üzereydi. İkisinin de artık aynı evde ama ayrı dünyaları vardı. İkisi sabah işe gider, Halide akşam mesaiden sonra eve geri dönerdi. Çünkü sorumluluğu vardı. Halide’nin çocukları vardi anneydi o. Bülent de babaydı… Gece yarısı dönerdi. Babaların böyle bir sorumluluğu yokmuş gibi davranırdı.
Bülent iç mimar, Halide bir hastanede hemşireydi. Artık ikisini de böyle bir hayat olmayacağının farkına varırlar ve anlaşmalı bir şekilde boşanmaya karar verirler. Evet Halide için artık yeni bir milat. Çocuklarıyla yeni bir hayata başlar. Artık Halide dul bir bayandır. Hayat ona erken öğretmişti güçlü olmayı. Eşinden boşandıktan sonra kalbini ise gömmüştü sanki bir yerlere… Aşk artık onun için; geçmişte kalan adı bile anılmayan bir şeydi. Halide hastaneden çıkar okuldan çocuklarını alır ve eve döner hayatı bu üçlüden ibaretti… Kendi kendine vakit geçirmeyi seven bir bayandı. Özellikle evde izin günlerinde kitap okumaya bayılırdı.
Aslında O’nunla tanışması planlı bir şey değildi. Çocukların okulunun karşısındaki sahafta, çocukların çıkma saatine kadar gezerdi. Kitaplara bakardı, kitaplara dokunurdu, hissederdi. Zevk alırdı bunlardan sahaf kokusu farklı olur kitap okuyanlar için… Aralarında önce sadece bir merhaba vardı, kısa sohbetler… Sonra fark etmeden uzun cümleler oluştu Ahmet ile aralarında…
Ahmet bekardı Halide gibi hayatın yükünü omuzlarında taşımamıştı ama Halide’nin sessizliğini anlayabiliyordu. Halide’nin gözündeki yorgunluğa acımamıştı, sadece saygı duymuştu. Halide mesafeliydi, korkuyordu yeniden bağlanmaktan ve yeniden kaybetmekten ayrıca çocuklarının kalbini kırmaktan da korkuyordu. Ah zaman ne garip bir şeydi insan istemese bile kalbine dokunacak bir şey buluyordu…
Bir gün Ahmet dedi ki;
-“Halide seninle konuşurken kendimi hiç eksik hissetmiyorum.” Halide önce sustu, çünkü o cümle yıllardır kimsenin ona söylemediği bir şeydi.
O gece uzun uzun düşündü. “Benim böyle bir şeye hakkım var mı? Bir anne olarak… Bir dul olarak… Yeniden sevebilir miyim? “Ertesi gün çocuklarına baktı onların gülüşleriyle hâlâ kalbinin attığını fark etti.
Kendisine şu soruyu sordu. “Ben anne miydim yoksa bir kadın mı?…” Evet geçmişiyle yüzleşmiş kalbinde yer açmaya karar vermişti. Bu defa gerçekten seviyordu ama adam aynı yerde değildi. Bir akşam cesaretin toparlayıp Ahmet’i aramaya karar verdi. Titrek ama kararlı bir ton vardı sesinde:
-Biz neyiz?
Adam şaşırdı, afalladı cevap vermek istemeyen insanlar gibi sustu önce. Sonra dedi ki;
– Ben ciddi düşünmüyorum…
O an, zaman durdu sanki Halide için ne öfke ne gözyaşı sadece boşluk… Çünkü bu onun korktuğu kelimeydi sevmenin karşılıksız kalması… “Peki neden?” diye başladı. Halide henüz cümlesini tamamlayamadan adam araya girdi.
-Seninle vakit geçirmek güzel ama ben hazır değilim.
Halide başını salladı, ilk defa bu kadar net görüyordu. Bu adam kötü biri değildi ama onun yarasına da merhem değildi farkına vardı.
İçinden şöyle bir ses geldi. “Sen geç kalmış değilsin, sadece yanlış kapıyı çaldın.” Halide bir nefes aldı bu defa kendini kaybetmedi. “Ben hazırım” dedi sakince. Ahmet sadece sustu… Halide “Kalbim kırılmıştı tabii ki evet ama bu defa kendimi kırmayacaktım”
– “Ben sevilmeyi beklemem artık sevildiğim yere giderim” dedi günler geçti.
Halide artık eskisi gibi zamanı saymıyordu çünkü ilk defa birine göre değil, kendisine göre yaşıyordu. Sabahları çocukları okula gittikten sonra kendisine ritüeller yaratıyordu, bir fincan kahve ve kitap sadece sessizlik… İçinde boşlukta olmuyor değildi ama eskisi kadarda acıtmıyordu canını… Bir gün çocukları ile parka gitti. Güneş yumuşacık hava huzurluydu. Oğlu Kerem koşarken düştü. Halide hızlıca yanına giderken bir adam nazikçe Kerem’i yerden kaldırdı. Dizindeki otları temizleyerek “Bir şeyin yok kahraman” dedi. Halide’nin içinde bir korku kıpırdadı ama bu defa kaçmadı adamla göz göze geldi -sade bir gülümseme… Ne bir eksik ne bir fazla. Adam “merhaba” dedi. Halide ise hafifçe kafasını eğdi. Bu defa kalbi hızlıca çarpmadı çünkü bir başlangıç gibi hissetmiyordu sadece bir an gibiydi… Ama güzel bir an. Sonraki günler yine parkta karşılaştılar çocuklar üzerine kurulan kısa cümleler… Adam acele etmiyordu kadın da… Ve belki de bir şeyin yavaş ilerlemesi ona korku vermiyordu.
Bir gün adam ona şöyle dedi:
-Hayat bazen insanın yorar, ama yine de güzel kalmayı başarır değil mi?
Halide gülümsedi,
– “Güzel kalmayı biz seçiyoruz” dedi ve o an anladı.
Artık eksik olduğu için değil tam olduğu için birine yaklaşabilecekti ve bu kez acele etmeyecekti…