KİMSESİZLİĞİN BANKLARI
Yine kafamın içindeki aynı gürültüyle uyandım.
Kafamın içinde yankılanıyor o sesler. Rüya değil bunlar; kâbus.
Yastıktan kaldırdım başımı ama sanki uzay boşluğundayım; hiçbir yere tutunamıyorum. Kuş tüyü denilen o yastık bile diken gibi batıyor başıma. Aç kalmamak için bir şeyler atıştırdım. Birkaç zeytin, iki parça peynir, bir bardak çay… Midem istemese de zorla yedim biraz. Yaşamak bazen böyle; ikna ederek.
Sokağa attım kendimi. Belki hava alır ruhum, belki kalbim bir nebze hafifler. Yol gösteren güneş yaktı tenimi, rüzgâr savurdu küllerimi.
Telefonum çaldı. Hiç istemesem de açtım. Annemdi arayan; “Nasılsın?” demek için aramış.
“Kâbus dolu sabahlardan yanmakla uğraşıyorum.” diyemedim.
Bazen kendimi onun yerine koyuyorum. Annem de çok acı çekmişti. Söylerdi hep: “Ben ne çocukluğumu yaşayabildim ne gençliğimi; size de yaşatamadım.”
Sırf bu sözü yüzünden bile bazen kendime kızıyorum; abartıyor muyum diye düşünüyorum.
“İyiyim.” dedim. Geçiştirdim biraz.
Konuşmak istemiyordum ama o uzattıkça uzattı. O andan kopmak için yürüdüm. Telefona değil, adımlarıma odaklandım. Birkaç sokak geçtim böyle. Telefon kapandı ama ben hâlâ adımlarımı sayıyordum.
Sonra boş bir banka oturdum. Şu sağlık ocağının yanındaki banklardan birine.
O an hissettiklerim tarif edilemezdi. Eğer o bank olmasaydı, asfalt taşları eşlik edecekti içimdeki sızıya. Sanki bir uçurumdan düşüyordum. Kimsesizim.
Kimsesizlik ağırdır; taşınması zor bir yüktür.
Ne karın doyurmakla geçer ne göz doyurmakla.
Buram buram acziyet kokar altında.
Sekiz yıllık birikmişliği bıraktım o bankta. Sekiz yıldır akmayan gözyaşlarıma, akşam saat sekizde sessizlikle konuşan banklar şahit oldu. Dili olsa da konuşsa şu banklar… Kaç feryada, kaç gözyaşına tanıklık ettiler acaba?
Bir müddet oturdum. Kalkamadım mı, kalkmak istemedim mi bilmiyorum. Bildiğim tek şey şuydu:
Ruhum sadece o bankta duruldu.
Kaç aydır bilmiyorum ama ilk defa orada nefes aldım. Yıldızlarla konuşarak, belki yalnızca gökyüzünü dost edinerek döktüm içimi. Bank gözyaşlarımı, gökyüzü feryatlarımı sakladı o gece.
Saat ona doğru kalktım. Kalbimi sıkan evime döndüm. Uykusuzluğuma bir gece daha eklendi.
Nasıl düzelir bilmiyorum ama artık toparlamam gerekiyor kendimi. Hayatımı.
Acziyet değil, sevinç koksun istiyorum kalbim.
Birkaç “motivasyon” videosu izledim. Sanki bu sancıları ben değil de onlar çekmiş gibi konuşuyorlardı. Her şey o kadar kolaymış gibi ama değil.
Lakin başlamam gerek bir yerden. Nasıl olacak bilmiyorum ama artık bir şeyler yolunda olmak zorunda gibi hissediyorum.
Artık dünyamda sadece ben olmak istiyorum.
Uyandığımda kâbusların değil; arkadaşıma yaptığım, bayat ekmek tadındaki bir şakanın gelmesini istiyorum aklıma.
İlk okumaya başladığımda “vertigo” Hastalığını anlatacaksın gibi sandım. İç sıkıntı olduğunu kendini dışarı atmasından anladım. Keyifle okudum. Yüreğine sağlık. Başarılarının devamını dilerim.