HAYATIM BİR SAHAF RAFINDA
Elimdeki kahvenin sıcak buharı, zihnimde dolaşan düşüncelerle birlikte ağır ağır yükseliyor, ressam eli değmiş gibi griye çalan bulutların arasına karışıyordu. Kahvemi bitirdikten sonra hazırlanıp neredeyse her gün yaptığım gibi şehir merkezine indim. Kitap satan dükkânlara girip raflar arasında dolaşmak, bazen iç sesimden kaçmanın en sessiz yoluydu benim için.
Sahafları tek tek gezdim. Daha önce okunmuş, satır aralarına notlar düşülmüş, başka hayatların izini taşıyan kitaplar her zaman ilgimi çekmiştir. Uzun süredir kapalı olduğunu bildiğim bir sahafın yeniden açıldığını fark edince doğrudan oraya yöneldim. Sahibiyle selamlaşıp raflar arasında dolaşmaya başladım. Toz öylesine yoğundu ki bazı kitapların isimlerini seçmekte zorlandım. İlgimi çekenleri cebimden çıkardığım bir peçeteyle silip arka kapaklarını okuyarak tanımaya çalıştım.
Rafların arasında ilerlerken şiir kitaplarının olduğu bölümde, arkaya sıkışmış küçük kilitli bir günlük gözüme çarptı. Kapağı yıpranmış, rengi solmuştu ama kilidi ve anahtarı hâlâ üzerindeydi. İçimdeki ses netti: “Al.” Tereddüt etmedim.
Eve döndüğümde pencere kenarındaki masama oturdum. Günlüğü dikkatle açtım. İlk sayfada mürekkebi hafif dağılmış bir el yazısı vardı. Köşeye atılmış tarihe baktım; tam yirmi beş yıl öncesine aitti. Okumaya başladım. Cümleler sade ama derindi. Bir başkasına ait bir günlüğü okumanın huzursuzluğu içimdeydi; yine de bırakamadım. Kendimi, tanımadığım bir hayatın içine çekilirken buldum.
Bu bir kadının günlüğüydü. Sevinçlerini, pişmanlıklarını, hayal kırıklıklarını, sustuklarını ve yarım kalan yanlarını yazmıştı. Satırlar ilerledikçe gözlerim doldu. Anlattıkları bana fazlasıyla tanıdıktı. Aynı korkular, aynı bekleyişler, aynı yalnızlık hissi…
Bazı cümleler zihnime mıh gibi çakıldı. “Bu kalabalığın içinde bir hayalet gibiyim,” diyordu bir yerde. Fark edilmemek mi, yoksa fark edilmemeyi seçmek mi… Bu duyguyu ben de hayatımın belli dönemlerinde derinden yaşamıştım. Kalemi elime aldım, kenarlara kendi hislerimi, ona katıldığımı anlatan küçük notlar düştüm.
Günlüğü günlerce okudum. Her sayfa beni kendi hayatıma biraz daha dikkatle bakmaya zorladı. Okuduklarım bir başkasının hikâyesi değil, sanki benim içimde saklı duran cümlelerdi. O kişi ben değildim ama parçalarımız birbirine şaşırtıcı bir uyumla değiyordu.
Son sayfaya geldiğimde ağlıyordum. Bu gözyaşları hüzünden değil, derin bir tanışıklıktan, ait olma hissinden doğuyordu. Bu şehirde, bu hayatta, benden önce aynı duygularla yürümüş, aynı gökyüzüne bakmış insanlar olduğunu bilmek bana tarifsiz bir güç verdi.
O tozlu günlük artık yalnızca ona ait değildi. Kenarlarına yazdıklarım, arasına bıraktığım papatya yaprakları ve dökülen gözyaşlarıyla artık bizimdi. Onun bıraktığı yerden kendi hikâyemi yazmaya devam edeceğim. Belki bir gün, kendi parçalarını arayan bir başkasının eline geçer. Ve o da bilsin isterim: Hiçbir hikâye, gerçekten yalnız değildir.
İlk yorumu ben yapmak istiyorum. Okurken çok keyif aldım. “Hiçbir hikaye yalnız değildir” önermesi o kadar anlamlı ki… Biz kadınlar olarak bazen yaşadığımız zorlukları sadece kendi başımıza gelmiş gibi düşünüyoruz. Yalnız hissediyoruz, paylaşmakta zorlanıyoruz. Ama her dönemde, her coğrafya da kadınların çoğu, yaklaşık aynı hikayeleri yaşıyor. Evet yalnız değiliz ama birbirimize destek olmak konusunda iyi de değiliz. Bazen bir darbe de yine hemcinsinlerimizden yiyoruz. Bu hikaye de 25 yıl önce onunla aynı duygu durumunda olan, onu yansıtan bir hayat yakalamış ana karakter. Ve kendinden sonra da bilinsin istemiş yalnız olmadığımızı. Çok değerli bir yazı olmuş. Emeğinize yüreğinize sağlık
Başlangıçta daha uzun soluklu bir hikaye bekliyordum ama eğer eseriniz öyle olsaydı bence okuduktan sonra ardında bu kadar güzel bir tat bırakmazdı. Yaşamın ve yaşamın getirdiklerinin aslında birçok kişide aynı hisleri uyandırabildiği noktasında çok güzel bir yazı örneği. Yaşanılan şeylere dair hissettiklerimiz bugün nasılsa 25 yıl önce de aynı hisleri uyandırabildiği için aslında çoğu kişiyle ortak paylaşımlara sahibiz. Derin bir anlamda bakıldığında, yazıdan bircok anlam çıkarılabilir. Herkesin farklı farklı yorumuna açık başarılı bir çalışma olmuş. Kaleminize, emeğinize sağlık.
Öyle bir defter bulsaydım ve yalnızlikla ilgili bir an veya o hissi anlatan bir şey eklemek isteseydim sonu olmayan bir uçurumdan düsmek gibi derdim heralde. Kimsenin arkanda olmayacağıni bılmwk ve ayagına çelme takmayı bekleyen o kadar insan arasında ayakta kalmak zor ve evet dediğiniz gibi bazen okuduklarımixla o kadar özdeşiriz ki kendimiz o dokülen murekkep yerine koyar mürekkebin aktiğı gibi akar gözyaşlarımız. Kaleminize sağlık akışkan ve etkileyici bir yazı olmuş
Yazının başında o kahve buharıyla gri bulutların birleştiği an beni hemen yakaladı, atmosfer çok güçlü kurulmuş. Yazınız duygu ortaklığı hissi verdi bana, özellikle “Hiçbir hikâye, gerçekten yalnız değildir” cümlesiyle bitirmen, okurda güvenli bir limana varmış hissi uyandırıyor. Sadece hikayenin kırılma noktası olan “günlükteki cümlelerin tanıdık gelmesi” kısmı biraz hızlı geçilmiş gibi. Günlükten küçük bir alıntı (hayalet benzetmesi dışında) veya o kadının yaşadığı spesifik bir anın çarpışmasını görsek, aradaki o mistik bağ daha sarsıcı olabilirdi diye düşünüyorum. Yazınızda en beğendiğim kısım ve etkilendiğim cümle son bitirişiniz olduğunu tekrar belirtmek istiyorum. Kaleminize sağlık.
Samimi ve çok etkileyici bir anlatım olmuş. Emeğine sağlık. Başarılarının devamını dilerim.