YAĞMURUN DİLİ, YAZININ HAFIZASI
Yağmur yağdığında herkes aynı yere bakmaz. Kimi camdan ince ince yağan yağmuru seyreder, kimi şemsiyesini almadan çıkmanın telaşına kapılır, kimi ise “Ne güzel yağıyor.” diye iç geçirir. Ben üçüncü gruptayım. Çünkü bana göre yağmur, yazı yazmayı öğreten ilk öğretmendir. Sessiz, ısrarlı ve asla kendini açıklama ihtiyacı duymadan konuşur.
Yağmur yağarken çoğu kişi kâğıt ve kaleme sığınır. Bu, bir tercihten öte bir refleks gibidir. Sanki gökyüzü kelimeleri bağrına basıp onları yumuşatır da insanın yüreğinden kalemine aktarır. Yağmurlu havada yazılan cümleler daha az süslüdür ama daha gerçektir de.
Çünkü yağmur, insanların maskelerini düşürür, takındıkları rolleri temizler. Islanırsın, üşürsün. Beklersin. Ve beklerken düşüncelerin içine dolduğunu fark edersin.
Ben yazı yazmayı yağmurlu havada öğrendim.
Her yağmur damlası kalemimden satırlarıma döküldü. Bu yüzden kalemimden dökülen her kelime biraz ıslaktı. Yağmurun şiddeti, yazımın noktalama işaretlerini oluşturdu. Sanki damla damla düşen sesler virgüllerim olurdu; hızlanan yağmur damlaları ünlem, uzun sessizlikler üç nokta, yağmurun bittiğini belirten ses ise noktam oldu.
Yağmur romantik değildir. Dürüstlüktür. Bir şeyleri yıkarken onları yok etmez. Kirlenmiş duyguları temizler, gizli kalmış cümleleri açığa çıkarır. Yazı da böyle değil midir? İnsanı görünür kılar, onu olduğu kişi olarak gösterir.
Yağmur yağarken kalemine ve kâğıdına koşan kişiler bilir; aslında yazdığın şey kelimeler değil, uzun süren bekleyişlerdir. Sevdiğinin gelmeyişi, bir şeylerin düzelmeyişi, zamanın geçmeyişi… Yağmur da yazı da acele etmez. Sabırla dökülmeyi beklerler. Bu yüzden çok iyi anlaşırlar. İkisi de bittiğinde iz bırakır. Kimisi çabuk silinir, kimisi ise bir ömür sürer.
En etkileyici yazılar, yağmurun bitmesine yakın yazılan yazılardır bana göre. Çünkü o an insana şunu söyler: “Her şey geçici. Ama bazı duygular bir ömür seninle kalır.”
Islanan ayakkabılar kurur, kara bulutlar dağılır ama yazılan cümleler bir süre senin yüreğinde kalır. Bazen bir defterin arasında, bazen de hiç beklemediğin bir anda karşına çıkar yağmurda yazdıkların.
Yağmur ve yazı arasında kimsenin görmediği bir anlaşma var. Yağmur, “Ben seni susturacağım.” der yazıya.
Yazı ise kendinden emin bir şekilde, “Ben bir ömür seni konuşturacağım. Senin sesin olacağım.” der.
İnsan ise bu ikisinin arasında hem susar hem de içindekini döker. Tıpkı şu an benim yaptığım gibi. İşte bu yüzden yağmurda yazmak yakışır insana.
Yağmur durduğunda yazıya nokta konur.
Ama ikisi de zaten çoktan görevlerini bitirmiştir.
Sokaklar temizlenmiş, çiçekler suya doymuş, insan da biraz hafiflemiştir.
Defter kapanır, yağmur biter. Geriye ise sadece şu cümle kalır:
“İyi ki yağdı!”
Yağmurlu havada ya o az da olsa değindiğiniz abartılmış romantik duygu durumuna girer ya da havanın kapalı olduğundan şikayet eder durur. Siz farklı bir pencereden bakmışsınız. Güzel akışkan bir yazı olmuş kaleminize sağlık
Yağmur ve yazı yazmayı bütünleştirmeniz o kadar güzel olmuş ki… Yazı yazmanın her aşamasına farklı bir boyut kazandırmanız oldukça dikkat çekici. Keyifle okunan, betimlemeleri yerinde ve anlatıma güçlü bir yan katan türden. Başarılı bir yazı olmuş. Kaleminize, emeğinize sağlık.
Sanki gökyüzü kelimeleri bağrına basıp onları yumuşatır da insanın yüreğinden kalemine aktarır.
Yağmurun; hem doğaya hem insana kattığı güzellikler..
Farklı bir bakışla şiir gibi anlatım olmuş. Emeğine sağlık. Başarılarının devamını dilerim.