15 Mart 2026, 18:41:33
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 13°C
Çok Bulutlu
Afyon
13°C
Çok Bulutlu
Paz 12°C
Pts 15°C
Sal 16°C
Çar 12°C

ÇEKİRDEK İÇİ AİLE

ÇEKİRDEK İÇİ AİLE
26 Ocak 2026 12:24 | Son Güncellenme: 28 Ocak 2026 00:07
223
A+
A-

Çok değil, bundan yaklaşık 30-40 yıl önce geniş aileler vardı. Babaanne, anneanne veya dedeyle beraber yaşanılan, üç kuşağın aynı evde bulunduğu, kültür de geniş, anlayış ve sabırda geniş aileler. Çocukların kökleriyle bağ kurduğu, toplumdaki hiyerarşik düzenin aile içinde öğrenildiği, büyüklere saygının, küçük olana sevgi ve merhametle yaklaşılması gerektiğini öğreten aileler. Müstakil evlerimizde, sobalarımızın etrafında, küçük odalarda, büyük hayallerle yaşardık. Herkes birbirine anlayışlı, sabırlı, hastalandığında bakıcı, maddi anlamda yardımcı olurdu ya da öyle olmak zorunda hissederdi bilemiyorum ama biz çocuk aklımızla çok mutluyduk bu durumdan.

Çocuk bakımı, ailenin büyüğü olarak anneanne veya babaanneye düşerdi. Güç gerektiren ev ya da tarla işinden elini eteğini çekmiş yaşlılar torunlarına seve seve bakarlardı. Dede varsa eğer o evde, hikayeler bol olurdu. Öğütler zengin, tarih bilgileri sağlam olurdu. Hele ki o dedelerin cebinde, hiç bitmeyen şekerler yok mu? En çok o mutlu ederdi çocukları. Her dönemin kendine göre zorlukları var bilirim. Anneannelerinize veya babaannelerimize de sorsak, onlar da “çok çektik yavrum” derler. Yaşadıkları zorluklardan, iş yükünden, “elalem ne der” baskısından dert yanarlar. Aynı evde hem çocuklarla hem yaşlıyla hem de eşle dengeyi sağlamak o kadar zor ki. O dönemde de psikologlar yaygın olsaydı, onlar da başvururlardı eminim.

Son yarım yüzyılda evler metre kare olarak genişlerken, aileler küçüldü. Çekirdek aile olarak yaşamak makbul görüldü. Avrupa kültüründeki bireyselleşmenin, kültürümüze yansıması olarak ortaya çıkan çekirdek aile kavramı, yeni neslin bir üst nesille bağını koparmasına neden oldu. Teknoloji geliştikçe, lüks yaşam standartlarına yetişebilmek için anne ve babalar daha çok çalışır oldu. Evde babaanne ya da anneanne olmadığından çocuklar bakıcı ve kreşlerde büyüdü. Hele ki gurbet varsa, çocukların kök aile ile bağları hepten zayıfladı. Yabancı bir insana çocuğunu emanet eden anne ve baba manevi olarak yıprandı. Aile huzuru kaçtı. Uçuk ücretler ile bütçeler sarsıldı.

Yaşlılar ise kendi evlerinde, ilgiden mahrum veya huzurevlerinde huzursuz bir yaşam sürmeye başladı. Binbir zorlukla, emekle büyüttükleri çocuklara, en çok ihtiyaç duydukları anda, onları yanlarında bulamadılar.  Şanslı olanlar da vardı tabi; aynı ev içinde olmasalar ilgilerinden mahrum etmeyen çocukları olanlar. En azından hastalandıklarında, arayacak birisi varsa onlar için büyük mutluluk. Dualar edilir arkalarından. Anneye babaya merhamet, olması gereken değil, alkışlanan bir özellik oldu.

Son dönemde ise elimizin altındaki sosyal medya, sürekli eğlenmeye özendiren eğlence merkezleri, para kazanmayı garantileyip, dolandıran kumar siteleri gibi etkenler ebeveynlerden illa birini etkiler oldu. Boşanmalar çoğaldı, boşanan aile çocukları da çoğaldı. Çekirdek aileyken, çekirdek içi aile olmaya başladık. Tek ebeveynli evlerde, kabuğumuz kırılmış gibi eksik hissettik. Evin bütün sorumluluğunu tek başına yüklenen birey yorgun, anne ve babasının neden aynı evde olmadığını anlayamayan çocukların minik kalpleri kırık…

Bu dönemde en çok çocuklar yıprandı. Boşanma sürecindeki değişimler, hayatlarını etkiledi. Boşanmış aile çocuğu olarak etiketlendiler. Ne anne babanın yerini tutabildi ne de baba annenin. Sayfa sayfa kitaplar okuduk, etkilenmesinler diye. Psikolog, pedagog gezdik, zaten dar olan bütçeyi zorlayarak. Yeter ki psikolojimiz bozulmasın dedik ama ne yaparsak yapalım bir yerden patlak verdik. Hiç tam olamadık, bir yanımız hep eksik…

Çekirdek içi kadar küçülen tek ebeveynli aileler olarak, evdeki eksiklikten kaynaklanan yalnızlık duygusunu, aile büyükleriyle sık sık bir araya gelerek bir nebze olsun azaltabiliriz. Anneanne, babaanne, dede hangileri hayatta ise çocukları görüştürmeli, en azından bayramlar gibi özel günlerde hal hatır sormalarını sağlayabiliriz. Bireyselleşme uğruna linç edilen, kök aile değerlerini canlandırabiliriz. Her şeyi “tek başıma yapabilirim” mantığından uzaklaşıp, gurur meselesi haline getirmeden aile bireylerinden yardım isteyebiliriz. Böylece çocuklar, evde geniş olmasak bile sevgide, ilgide, yardımlaşmada “geniş aile” olduklarını hissedebilirler. Binbir emekle büyüttüğümüz çocuklarımızı Avrupa kültürüne teslim etmeden, kendi kültürümüzü yaşayarak ve yaşatarak çekirdek kabuğumuzu yeniden inşa edebiliriz.

 

 

 

 

 

Osmangazi Üniversitesi Sağlık Meslek Yüksekokulu mezunuyum ve erken yaşta mesleğe başladım. Sağlık sektöründe olmama rağmen içimdeki edebiyat aşkı hiç ölmedi. Lisansımı Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Türk dili ve Edebiyatı Bölümü ile yaptım. Okulu bitirdikten sonra edebiyat ile ilgili bir projede yer almadım. Yıllar sonra Kor Dergisi ile bir hayalimi daha gerçekleştirmiş olacağım.
YORUMLAR

  1. Belgin Topaç dedi ki:

    Harika bir yazı olmuş, insanı alıp çocukluğuna götürüyor, kaleminize sağlık tek kelimeyle muhteşem

  2. Houda Sahel dedi ki:

    Son derece samimi bir deneme olmuş, geniş aileden çekirdek ve tek ebeveynli ailelere evrilen süreci gerçekçi ve duygusal bir dille anlatırken, çözüm odaklı yaklaşımıyla da dikkat çekiyor. Özellikle dedelerin tasviri, hikâyenin evrenselliğini ve nesiller arası sevgi bağının tüm kültürlerdeki ortak değerini çok güzel gösterdi. Yüreğinize sağlık

  3. Volkan ÇİNİ dedi ki:

    Elif Çepel’in bu yazısı insanın içini hem cız ettiriyor hem de “yok artık o kadar da değil” dedirtiyor. Eski bayramların, o kalabalık sofraların tadını anlatırken samimiyetine diyecek yok; sanki gerçekten o dedenin cebindeki şeker ağzımıza geliyor. Ama bir yandan da geçmişi fazla kutsamış, o zamanın “elalem ne der” baskısını veya çekilen çileleri biraz pembe bir tülün arkasına saklamış gibi. Modern hayatın yalnızlığını, “çekirdek içi” diyerek çok güzel yakalamış yakalamasına ama bugünün gerçeklerini tamamen bir kenara itip sadece eskiye sığınması yazıyı biraz fazla tek taraflı ve nostalji hapsinde bırakmış.

  4. Zeynep ÖKMEN dedi ki:

    Yazı, geniş aileden çekirdek ve tek ebeveynli ailelere geçişin duygusal ve toplumsal bedellerini çok sahici bir dille anlatıyor; özellikle çocukların kökleriyle bağının zayıflaması ve yaşlıların yalnızlaşması kısmı güçlü. Artı yanı, çözüm olarak aile bağlarını yeniden güçlendirmeyi ve dayanışmayı hatırlatması. Eksi yanı ise, geçmişi biraz fazla idealize etmesi ve çekirdek/tek ebeveynli ailelerin getirdiği bazı özgürlük ve bireysel alan kazanımlarına pek değinmemesi. Yine de metin, okuru vicdanen dürten ve düşündüren bir denge çağrısı yapıyor. Kalemine sağlık.