15 Ekim 2026, 07:16:55
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 13°C
Hafif Yağmurlu
Afyon
13°C
Hafif Yağmurlu
Per 13°C
Cum 9°C
Cts 13°C
Paz 14°C

BİR DAKİKA KALA-4. BÖLÜM

BİR DAKİKA KALA-4. BÖLÜM
9 Ekim 2026 12:18 | Son Güncellenme: 9 Ekim 2026 12:23
112
A+
A-

180. Gün

Artık her sabah beşte kurduğum alarm gibi olmuştu, özellikle de saat 23.59’da gelen o bildirim sesi. Önceleri parmağım okumadığı için uğraşmaktan usanan ben, artık telefonu elime aldığım gibi açıyordum.

Saat 23.59
Gelen Kutusu – Gizem

“Bazen yalan söylemek hayat kurtarır.”

Bu neydi şimdi? Ben yalan söylemem ki. Hayat bu; bir şeyler ters gider, eksik yaparım bazen ama ben yalan söylemem, söyleyemem, diye geçirirken içimden telefonu koltuğun üzerine fırlattım. Gecenin karanlığını aydınlatan tek ışığın olduğu odada, koltuğun üzerinde sızıp kalmışım.

Sabah aklıma gelen ilk şey, neden yatağımı bu odaya taşımıyor oluşum oldu. Ama çok üşeniyordum. Dünden kalan çayı ısıtıp içen ben, yatağı aydınlık odaya nasıl taşıyacaktım?

Sabah kötü bir rüyayla uyandım. Sanki kalbim boğazımda atıyordu. Hastane monitörünün düz çizgide çıkardığı “dit” sesi ve o yatakta kimin olduğunu göremediğim üstü örtülü bir beden… Telefonu elime aldım. Önce saate, sonra da gelen kutusuna baktım; yeni bir mesaj var mı diye. Yoktu.

“Rüyaydı,” dedim, geçtim. Ama üzerimde hâlâ ağırlığını taşıyordum.

Ta ki telefonumun titreşimine kadar…

Arayan Ali’ydi. Uykucu olduğumu bildiğinden beni uyandırmak için aramıştı. Onun araması beni biraz daha rahatlattı. Sanki göğsümdeki o yükün şifası sesindeymiş gibi…

O an içimden geçirdim.

Ben bu adama mı yalan söyleyeceğim? Ağzından çıkan bir “selam” ile yüreğimdeki taşı kaldıran adama mı? Yoksa sadece onun yanında en saydam hâlimi gösterdiğim Aslı’ya mı?

Ama şu ana kadar mesajlar beni hiç yarı yolda bırakmamıştı.

Ben bunları düşünürken bir mesaj daha geldi.

Saat 10.29
Gelen Kutusu – Gizem

“Olması gereken bazen can yakar.”

Dayanamayarak Ali’ye mesaj attım.

“Acil ofise gitmem gerekti, denetim varmış.”

Ardından Aslı’ya yazdım.

“Canım, bugünü ertelesek olur mu? Kendimi halsiz hissediyorum. Üşüttüm galiba.”

İkisinden de olumlu yanıt alınca içimde hem bir rahatlama hem de yalan söylediğim için bir daralma hissediyordum.

Birkaç saat sonra televizyondaki habere gözüm takıldı. Aslı ve Ali ile gideceğimiz mekânda saldırı olmuştu.

O an, istemesem de, “İyi ki yalan söyledim,” dedim.

Ama evde duramadım. Duvarlar üstüme üstüme geliyor gibiydi. Kendimi sokağa attım.

Aslı’ya mesaj attım.

“İşlerim erken bitti. Biraz oturalım mı?”

Aslı da kabul etti.

Her zamanki sahil yolunda yürümeye başladık. Havanın güzelliği içimize işlerken etraftan gelen çocuk kahkahaları, ailelerin sıcak sohbetleri duyuluyordu. Lakin biz sessizliğe yemin etmiş gibi kaldırım taşlarını sayarak yürüyorduk.

Birkaç dakika boyunca hiçbirimiz konuşmadık.

Sessizliği ilk bozan Aslı oldu.

“Haklıymışsın galiba…”

“Neye?”

“O mesajlar… Belki gerçekten bir şey biliyor.”

Tam o sırada telefonum titredi.

Saat 17.49
Gelen Kutusu – Gizem

“Arkana bakma.”

Telefonu refleksle cebime koydum. Bu kez mesajı umursamadım.

Aslı bir şey anlatıyordu. Onu dinlemek, bir ekrana bakmaktan daha önemli geldi.

Birkaç adım sonra arkamızdan yükselen fren sesi sahilin bütün uğultusunu bastırdı.

Refleksle döndüğüm anda üzerimize doğru savrulan aracı gördüm.

Ne olduğunu anlayamadan Aslı bütün gücüyle beni itti.

Dizlerimin üzerine düşerken tek duyduğum şey metalin eziliş sesiydi.

Başımı kaldırdığımda Aslı’yı göremedim.

Sonra birkaç metre ileride, aracın duvarla arasına sıkışmış bedenini gördüm.

“Aslı!”

Koşarken dizlerimin bağı çözülüyor, nefesim kesiliyordu.

Ellerini tuttum.

Buz gibiydi.

“Dayan… Ne olur dayan…”

Parmaklarım titriyordu. Bir elimle yarasına baskı yapıyor, diğer elimle ambulansı arıyordum.

Dakikalar saat gibi geçiyordu.

Siren sesini duyduğumda ilk kez kurtulacağını düşündüm.

Ama ambulansın içindeki sağlık görevlisinin yüzündeki ifade, umut etmek için artık çok geç olduğunu anlatıyordu.

O an her şeyimi kaybettiğimi hissettim.

Çocukluğumu…

Gençliğimi…

Ruhumdan bir parçayı…

Hepsini o an bırakmış gibiydim.

“Olması gereken bu muydu?” diye düşündükçe daha da yıkılıyordum.

4. BÖLÜM SONU

(DEVAM EDECEK)

Adım Hanife Sever. 2004 yılında Elazığ’da doğdumElazığ Fırat Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü öğrencisiyim sizlerle olmaktan mutluluk duymaktayım.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.