6 Nisan 2026, 22:58:19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 15°C
Parçalı Bulutlu
Afyon
15°C
Parçalı Bulutlu
Sal 17°C
Çar 13°C
Per 10°C
Cum 4°C

HALININ ALTI – 3. BÖLÜM

HALININ ALTI – 3. BÖLÜM
6 Nisan 2026 13:32
20
A+
A-

“Sonsuza kadar burada kalabilirsin.” bu söz kafamda tekrar tekrar dönüp duruyordu. Tıngırdak beni aceleyle bir yere götürüyordu. Sadece düşmemeye çalışarak onu takip ediyordum.  

Bomboş, dümdüz, otların bile olmadığı karanlık bir yerde yürüyorduk. Sonsuza kadar burada kalacak olursam tek arkadaşım Tıngırdak olduğu için onunla aramı iyi tutmalıydım. Çünkü burada kalmaktan daha kötüsü burada yalnız kalmaktı.  

O kadar hızlı yürümüştük ki, nefes nefese seslendim. 

-Hey! Ben bir fare değilim, daha küçük bir çocuğum bu yüzden biraz da benim hızıma göre yürüyelim mi? 

Tıngırdak gözlerini devirdi ve elimi tuttu. Sonra bana olduğumuz yerde zıplamamı söyledi. Aynı anda zıplamalıymışız. 

-1,2,3!  

Birden yerin altına girdik ve sanki parklardaki spiral kaydıraktan kayar gibi yerin içine doğru kaymaya başladık. Korkudan ödüm patlamıyor olsa, utançtan yerin dibine girdik galiba diye espri bile yapardım ama kalbim duracak gibiydi.  

Daha sonra o kaydırak gibi olan boşluk bizi yukarıya doğru itmeye başladı. Sanki bir hız trenindeydik. Bir yukarı bir aşağı midem bulanmıştı. En sonunda girdiğimiz gibi bir yerden yukarı çıkınca yerde yuvarlandım. Neden filmlerde insanların uçaktan inince yeri öptüklerini tam anlamıyla anlamıştım. Bende yere sarılmıştım adeta. 

Kıkırdayarak gülen Tıngırdak’a kızacak halim bile yoktu. Şimdi babamın tansiyon aleti olsaydı muhtemelen tansiyon aleti uluslararası sağlık birimine bağlanıp bana yardım gönderirdi çünkü kalbimin atışını kulaklarımla bile duyabiliyordum. 

-İşte geldik, biraz hızlı koşabilen bir insan yavrusu olsan yeraltı tramvayını kullanmak zorunda olmazdık.  

-“Yeraltı travması oldu bana bu” dedim ellerimi belime götürerek. 

Tıngırdak yine kıkırdadı, bu halde bile ağzımı tutamıyordum.  

Üstümü silkeleyip yerden kalktım ve etrafı incelemeye başladım. Geldiğimiz yerin aksine burada bir sürü yeşillik, evler, ağaçlar, hayvanlar vardı. 

-Senin evinin bulunduğu yer, Alt Dünya’nın boşluğu, yeni gelen ziyaretçiler genelde hiçbir canlının bulunmadığı yer olan Boşluk’tan giriş yaparlar. Bu da bizim dünyamızı izinsiz girişlerden ve saldırılardan korur. Daha sonra her yeni gelene bir rehber atanır ve dünyamızda kaybolmamaları sağlanır. 

Şaşkınlıkla sordum, 

-Buraya benden başka gelenlerde oldu mu yani? 

-Ah, siz insanlar, her konuda kendinizi tek ve biricik sanırsınız, oysa durum bunun tam tersi çoğu zaman. Tabi ki senden önce buraya yaşlı insanlar, daha az yaşlı insanlar, büyük ve küçük insanlar geldi. 

-Hala buradalar mı? Diye heyecanlanarak sordum. Onca zaman sonra insan görmek çok iyi olabilirdi. 

-Bazıları kalmak, bazıları gitmek istedi. Bazıları gitmek zorunda kaldı. Çünkü buraya ait değildiler. Kalanlar var ama şu an seni zamanımız dolmadan seni bu dünyanın kararlarını veren Başlumbağaya götürmeliyim. 

Sanırım götürmek istediği kişi bir kaplumbağaydı. Gülmemi bastırarak kafamı salladım.  

Beni ağaçlarla sarılı görkemli bir kapıdan geçirdi ve bir ağaç kovuğuna oyulmuş bina benzeri bir yapıya soktu. Dışının görkemine karşın içinde pek mobilya yoktu. İçeride kocaman bir kaplumbağa vardı, gerçekten kocamandı. Belki bin yaşında olabilirdi. 

-“Hoşgeldiniz” diyerek bizi ağacın daha da derin kısmına götürdü. Bir kürsünün üzerinde oturan minicik bir kaplumbağaya, 

-“Tıngırdak ve misafiri geldiler efendim” dediğinde Başlumbağa’nın bu minik kaplumbağa olduğunu anlamıştım. 

Gülmemek için çok zor duruyordum, dikkatimi dağıtmak için Tıngırdak’ın kıllı burnuna baktım. Ama ters tepti ve kahkahamı salmak zorunda kaldım. Karnım ağrıyıncaya kadar gülerken bir yandan da yerlerde yuvarlanıyordum. Sesimin yüksekliğiyle içine girdiğimiz ağaçtaki kuşlar uçuvermişti.  

Tıngırdak bir adım öne gelerek, 

-“Kusura bakmayın efendim yer altı tramvayına bindi, yan etkisi insanlarda budur biliyorsunuz”dedi.

Başlumbağa’nın kafasını sallayarak,  

-“Ah siz fareler neden bu kadar acele edersiniz bilmem ki?” Dediğini duydum. Ama sonra gülmekten o kadar yorulmuştum ki uyuyakalmışım. 

Uyandığımda kütükten yapılmış rahatsız bir yatak ve peynir kokan, kulübe benzeri bir yerde bulmuştum kendimi. 

2000 yılında bulunduğumuz dünyaya teşrif etmiş, hayat yolunda karşısına çıkan olayları anlamlandırmaya çalışan insan tanesi.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.