8 Nisan 2026, 23:36:25
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 12°C
Yağmurlu
Afyon
12°C
Yağmurlu
Per 9°C
Cum 8°C
Cts 7°C
Paz 11°C

YAVAŞLATILMIŞ İDAM

YAVAŞLATILMIŞ İDAM
7 Nisan 2026 11:15
76
A+
A-

Bazen insan durup dururken bir boşluğa düşüyor. Şöyle bir etrafıma bakıyorum; sokakta koşturan çocuklar, market sırasındaki o bitmek bilmeyen homurtular, akşam ne pişireceğini düşünen insanların telaşı… Hayat, tüm o küçük ve sıradan detaylarıyla her gün akıp gidiyor ama tam o sırada, zihnimin bir köşesine o insanlar geliyor. Gökyüzünü sadece birkaç santimlik bir delikten görmeye çalışan, ismini bile unutturmaya çalıştıkları o insanlar ve sonra kendi kendime soruyorum: Biz burada nefes alırken orada birileri sessizce, kimsesizce nasıl “idam” ediliyor? 

İdam deyince hepimizin aklına o korkunç sehpalar, ipler ya da soğuk namlular geliyor; değil mi? Ama Filistin söz konusu olduğunda idamın rengi de şekli de değişiyor. Orada insanı sadece bir kere öldürmüyorlar; her gün, her saat azar azar koparıyorlar hayattan. Mesela bir gencin en güzel yıllarını, nedenini bile söylemeden o rutubetli dört duvar arasına hapsetmek idam değil de nedir? Annesinin kokusunu unutmasına, annenin çocuğunun ilk adımını görememesine sebep olmak… İşte asıl infaz budur ki yıllardır yapılıyor. Ruhu yavaş yavaş söndürülen bir insanın bedeni ayakta kalsa ne yazar? Oradaki o “görünmez duvarlar” devreye giriyor. İlaç yok, doktor yok, hastane yok, yıllardan beri merhamet zaten yok. O küçücük yaranın koskoca bir ölüme dönüşmesini izlemek, bir insanı göz göre göre o hücrenin yalnızlığında bırakmak… Bu, sehpa kurmaktan çok daha ağır bir cinayet değilse ne?  Bazen düşünüyorum; o hücrelerde sabahı bekleyen bir esir, en çok neyi özler? Belki bir zeytin ağacının gölgesini, belki Kudüs’ün o kendine has kokusunu, belki de sadece kapının önünde oturduğu o eski sandalyeyi… Bizim için çok sıradan olan bu şeyler, onlar için ulaşılamaz birer hayale dönüşüyor ve İsrail hapishanelerinden gelen o ölüm haberleri, sadece birer “istatistik” gibi önümüze düşüyor ya, işte o an kalbim sıkışıyor. Bir insan sadece kendi vatanını sevdiği için, sadece “burası benim” dediği için nasıl bu kadar kolay harcanabilir? Dünya ise… Dünya sanki bir tiyatro oyununu izler gibi. Herkesin elinde bir senaryo, herkes kendi rolünü oynuyor. İnsan hakları diyenler, adalet diyenler, özgürlük nutukları atanlar mesele Filistinli bir tutuklu olduğunda aniden dillerini yutuyorlar. O sessizlik var ya, işte o sessizlik celladın elindeki ipi biraz daha sıkılaştırıyor. Biz sustukça o duvarlar biraz daha kalınlaşıyor, biz başımızı çevirdikçe bir esir daha o karanlıkta kaybolup gidiyor. Bir insanın yaşam hakkının, bir çocuğun babasına kavuşma hayalinin bu kadar ucuz olmamasını istemek suç ya da tarihin yalancı masalları olmamalı! O hapishanelerde ölen her esirle birlikte, bizim insanlığımızdan da bir parça eksilmeli; sofradaki ekmeğimizin tadı kaçmalı, içtiğimiz suyun serinliği gitmeli… Nihayetinde biliyoruz ki Rabb’in adaleti bir gün tecelli edecek. O gün geldiğinde ise sustuklarımız bizi utandırmasın istiyorum. 

Yine de içimde bir yerlerde o inatçı umut duruyor. Hani o taşların arasından fışkıran küçük çiçekler vardır ya, öyle bir şey… Biliyorum ve dipdiri inancımla inanıyorum ki bedenleri hapsedebilirsiniz, nefesleri kesebilirsiniz ama bir insanın inancını ve teslimiyetini asla idam edemezsiniz. O esirlerin sessiz vedaları, bir gün bu dünyanın uykusunu kaçıracak kadar gür bir sese dönüşecek, inanıyoruz!  

Biz yeter ki unutmayalım, yeter ki o soğuk betonların arkasında bir kalbin aynı inançlarımız için çarptığını unutmayalım. Sonuçta hayat devam ediyor ama birilerinin hayatı “sona erdirilirken” bizim hiçbir şey olmamış gibi devam etmemiz ve yaşamamız en büyük yenilgimiz olur. O sessizliğe ortak olmayalım. Adalet ancak biz ona sahip çıktığımızda nefes alabilir. 

İçinde coşan fırtınaları, içindeki çığlıklarıyla dindirmeye çalışan bir yazar...
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.