Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 15°C
Hafif Yağmurlu
Afyon
15°C
Hafif Yağmurlu
Sal 12°C
Çar 7°C
Per 8°C
Cum 13°C

ADALETİN ÖTESİNDE: VİCDANIN TARTISI

ADALETİN ÖTESİNDE: VİCDANIN TARTISI
8 Aralık 2025 18:06
171
A+
A-

Adalet, insanın dış dünyada aradığı dengeyi iç dünyasında kuramadığında sığındığı bir kelimedir. Mahkeme salonlarının ciddiyetinde, kanun metinlerinin soğuk düzeninde, insan ruhunun sıcak ve titrek terazisi çoğu zaman gözden kaçar. Platon’un idealarına uzanan o saf adalet hayali, gerçek hayatta dar koridorlardan geçer; her hüküm, eksik bir ışıkla okunur. Çünkü adalet, yalnızca hukuk değil; vicdanın karanlıkta fısıldadığı bir çağrıdır.

Nietzsche, değerlerin soy kütüğünü sorgularken adaletin de kökenini sarsar: “Kim belirledi bu ölçüyü?” sorusunun yankısı, tüm kesinlikleri gevşetir. Camus, absürt dünyanın sessizliğinde, masumiyetin bile bir tesadüfe kurban gidebileceğini hatırlatır. İşte tam burada, adalet arayışı, sonucu garanti eden bir işlem olmaktan çıkar; bir yürüyüşe dönüşür. Yürüyüşün ritmi ise vicdandan gelir: dışarıdaki terazinin dengesi bozulduğunda içerideki tartı çalışmaya başlar, bazen acımasızca.

Dostoyevski’nin kahramanları, adaletin gölgesinde kendi suçlarını tartarlar. Hukuk, dışarıda hüküm verirken, içerideki vicdan başka bir dil konuşur: bağışlama, kefaret, pişmanlık. Peki, bağışlayan kimdir? Bazen mağdur, bazen failin kendi yıkılmış benliği. Jung’un gölge kavramı burada devreye girer: Adalet, gölgeyi bastırdıkça intikam doğar; gölgeyle yüzleştikçe merhamet ihtimali belirir. Bu yüzden adalet yalnızca cezalandırma değil, hakikate yaklaşma cesaretidir.

Toplumsal düzende adalet, paylaşılan bir ritimdir. Konfüçyüs, düzeni erdem üzerine kurmayı öğütler: Ritim bozulduğunda, cezalar artar ama güven azalır. Hukukun hükmü, merhametten kopunca körleşir; merhamet, hukuktan ayrılınca duygusallaşır. İki uç arasında insan, örselenmiş bir denge arar: hem ölçü hem kalp. Adaletin en insani hâli, belki de bu iki nefesin aynı anda içimize dolduğu andır.

Sonuç olarak, adalet bir varış değil, vicdanın uzun yürüyüşüdür. Kanun, yolu işaret eder; vicdan, ayaklara güç verir. Adalet, yalnızca suçun karşılığı değil, hakikatin çağrısıdır: Kime ne borçluyuz, kimden ne çaldık, kendimizden ne sakladık? Bu sorulara dürüstçe bakabildiğimiz gün, adalet dışarıda hükümken içeride huzur olur. Ve belki de adaletin ötesinde duran şey, vicdanın tartısında bulunan o ince, sarsılmaz denge: insanın kendi yüzüne bakabilme cesareti.

 

2009 yılında İstanbul/Fatih’te doğdum. Eğitimime lise son sınıf öğrencisi olarak devam ediyorum. Kitaplarla kurduğum bağ, değerli ağabeyim Abdülkadir Enes Köylüoğlu’nun rehberliğiyle başladı. Yazma tutkum ise Mehmet Akpınar Hocamın yönlendirmeleriyle filizlendi ve zamanla bir yaşam biçimine dönüştü. Genç yaşlardan itibaren çeşitli dergilerde şiirlerim ve yazılarım yayımlandı. Edebiyat, benim için sadece estetik bir ifade değil; aynı zamanda iç dünyamı yansıtan bir sığınak.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.