ADALETİN ÖTESİNDE: VİCDANIN TARTISI
Adalet, insanın dış dünyada aradığı dengeyi iç dünyasında kuramadığında sığındığı bir kelimedir. Mahkeme salonlarının ciddiyetinde, kanun metinlerinin soğuk düzeninde, insan ruhunun sıcak ve titrek terazisi çoğu zaman gözden kaçar. Platon’un idealarına uzanan o saf adalet hayali, gerçek hayatta dar koridorlardan geçer; her hüküm, eksik bir ışıkla okunur. Çünkü adalet, yalnızca hukuk değil; vicdanın karanlıkta fısıldadığı bir çağrıdır.
Nietzsche, değerlerin soy kütüğünü sorgularken adaletin de kökenini sarsar: “Kim belirledi bu ölçüyü?” sorusunun yankısı, tüm kesinlikleri gevşetir. Camus, absürt dünyanın sessizliğinde, masumiyetin bile bir tesadüfe kurban gidebileceğini hatırlatır. İşte tam burada, adalet arayışı, sonucu garanti eden bir işlem olmaktan çıkar; bir yürüyüşe dönüşür. Yürüyüşün ritmi ise vicdandan gelir: dışarıdaki terazinin dengesi bozulduğunda içerideki tartı çalışmaya başlar, bazen acımasızca.
Dostoyevski’nin kahramanları, adaletin gölgesinde kendi suçlarını tartarlar. Hukuk, dışarıda hüküm verirken, içerideki vicdan başka bir dil konuşur: bağışlama, kefaret, pişmanlık. Peki, bağışlayan kimdir? Bazen mağdur, bazen failin kendi yıkılmış benliği. Jung’un gölge kavramı burada devreye girer: Adalet, gölgeyi bastırdıkça intikam doğar; gölgeyle yüzleştikçe merhamet ihtimali belirir. Bu yüzden adalet yalnızca cezalandırma değil, hakikate yaklaşma cesaretidir.
Toplumsal düzende adalet, paylaşılan bir ritimdir. Konfüçyüs, düzeni erdem üzerine kurmayı öğütler: Ritim bozulduğunda, cezalar artar ama güven azalır. Hukukun hükmü, merhametten kopunca körleşir; merhamet, hukuktan ayrılınca duygusallaşır. İki uç arasında insan, örselenmiş bir denge arar: hem ölçü hem kalp. Adaletin en insani hâli, belki de bu iki nefesin aynı anda içimize dolduğu andır.
Sonuç olarak, adalet bir varış değil, vicdanın uzun yürüyüşüdür. Kanun, yolu işaret eder; vicdan, ayaklara güç verir. Adalet, yalnızca suçun karşılığı değil, hakikatin çağrısıdır: Kime ne borçluyuz, kimden ne çaldık, kendimizden ne sakladık? Bu sorulara dürüstçe bakabildiğimiz gün, adalet dışarıda hükümken içeride huzur olur. Ve belki de adaletin ötesinde duran şey, vicdanın tartısında bulunan o ince, sarsılmaz denge: insanın kendi yüzüne bakabilme cesareti.