İLBER ORTAYLI’YA VEDA, CENAZEYE SAYGI
Ülkenin en büyük bilim insanlarından biri olan Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın vefatı hepimizi derinden etkiledi. Eserleri, yorumları ve analizlerinin yanı sıra gençlere verdiği tavsiyelerle; hoşgörüsü, nezaketi, bilgi ve birikimiyle bir tarih insanını kaybettik. Ailesine ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyorum. Bilirim ki böyle aydınların ışığı, kendilerinden sonra gelen her neslin yolunu aydınlatmaya devam edecektir.
Konfüçyüs’ün bir sözünde, ritüellerin özünün gösterişten ziyade samimiyet olduğu anlatılır. Ona göre bir törende önemli olan dış biçim değil insanın içindeki gerçek duygudur. Özellikle cenaze gibi anlarda kuralları eksiksiz yerine getirmekten çok, insanın gerçekten yas tutması ve saygı duyması değerlidir. Bu düşünceyi bugüne uyarlarsak bir cenazede bulunan kişinin dikkatini acıdan ve anlamdan çok başka şeylere yöneltmesi o anın ruhuyla bağdaşmaz. Örneğin cenazeye katılan birinin orada gördüğü ünlü biriyle özçekim yapmaya çalışması, törenin anlamını göz ardı ettiğini gösterir. Böylesine küstah ve hadsiz bir davranışın olduğu yerde saygı ve içtenlikten bahsedilebilir mi sizce?
16 Mart 2026 tarihinde İlber Ortaylı’nın cenazesi düzenlendi. Türkiye’nin dört bir yanından ve toplumun her kesiminden insanın akın ettiği cenaze törenine dair basına yansıyan bazı görüntüler, beni birey ve toplum değerleri üzerine yeniden düşünmeye sevk etti. Basın üzerinden paylaşılan videolarda, Celal Şengör’ün geldiğini gören bazı kişilerin kameralar karşısında durmak ve onunla hatıra fotoğrafı çektirmek için çabaladığı görülüyordu. Hatta bazıları özçekim yaparken gülümsemeyi de ihmal etmedi ve sanki özel bir an yakalamış gibi davrandı. Halbuki bir cenazede yaşanan bu tür görüntüler, insanı rahatsız etmekle kalmayıp bir de öfke dalgası yaratıyor.
Cenazeler insanların acıyı paylaştığı, acıya anlam verdiği ve kaybedilen kişiye saygı göstermek için bir araya geldiği anlardır. Bu nedenledir ki orada bulunmak fiziksel katılımın yanı sıra duygusal bir varoluş gerektirir. Cenazelerde iki temel değer ve öncelik vardır: İlki, vefat eden kişiye ve ailesine duyulan saygı; ikincisi ise yas, yani matemdir. Toplumu oluşturan her bireyin orada bulunma amacı bellidir, en azından belli olmalıdır. Hayatını kaybeden kim olursa olsun, onu uğurlamaya gelen binlerce insanın niyeti de bu anlam çerçevesinde şekillenmelidir.
Peki, Celal Bey ile fotoğraf çektiren insanların önceliği nasıl olur da ünlü biriyle poz vermek olabilir? Ülkenin mihenk taşlarından ve en saygın tarihçilerinden olan, sevilen bir ismin cenaze törenine elbette tanınmış kişiler de katılır lakin görünen o ki bazı “kendini bilmez” kişiler, vefat edeni anmak yerine hayatta olan bir ünlüye yakın görünmek için orada bulunmayı tercih edebiliyor.
Bilmem farkında mısınız, bireyin değer ve öncelikleri giderek toplumun ortak değerlerinin önüne geçmeye başladı. Ahlak olarak bilinen, toplum içinde uyulması gereken yazılı olmayan kurallar bütünü ise artık bazı bireyler tarafından yeniden şekillendiriliyor, hatta adeta yeniden yazılıyor. Ne yazık ki bu tür olaylar ilk de değil. Daha önce Harun Kolçak, Edip Akbayram ve Kayhan Yıldızoğlu gibi usta isimlerin cenazelerinde de benzer görüntüler yaşanmıştı. Bireyselliğin bencilliğe dönüştüğü bir dönemin parçası olmak şahsen beni utandırıyor ve biz öyle bir hale geldik ki başkalarının yaptıklarından dahi utanır olduk. Daha acı olan ise bu bencilliğin, yasın ve saygının en yoğun yaşanması gereken bir cenazede bile kendini küstahça gösterebilmesidir.
Her birimiz, bize kattıklarından dolayı sana borçluyuz. Borcun ödenmesinin oluru da yok fakat cenazende bile bazı insanların kendi önceliklerini öne çıkaran bu görüntülerini görüp içimdeki utancı dile getirmeden de edemedim. Seni uğurlarken hatırlanması gereken şey bir fotoğraf karesi değil bir ömür boyunca topluma bıraktığın bilgi, kültür ve düşünce mirasıdır. Mekânın cennet olsun İlber Hoca…
Ülkemizin en büyük değerlerinden birine sözlerinizle sahip çıktığınız ve cenazedeki saygısızlığı kaleme döktüğünüz için teşekkür ederiz.