4 Nisan 2026, 04:19:57
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 12°C
Hafif Yağmurlu
Afyon
12°C
Hafif Yağmurlu
Cts 12°C
Paz 11°C
Pts 13°C
Sal 16°C

NE EDEYİM BİLMEM

NE EDEYİM BİLMEM
28 Ocak 2026 12:37
215
A+
A-

Ne edeyim, ne edeyim?

Yüreğimde bir kor olup

Benliğimi tarumar eden

Bu yarayı ne edeyim?

Ne edeyim, bilmem.

Bilmem nasıl geçer?

Bilmem nasıl diner?

Zamanın ucunda iki dirhem umut,

Beni, benden eder.

Gönlümü harap eyler.

 

Zifiri muhakememde üstünlük

Aklımdan yanayken, kalbimi de yok eder.

Kalbimde sessizliğiyle yankılanır bir başkaldırı,

Kabul etmek istemez üstünlüğü var eden aklımı.

 

Sessiz bir yaradır, sarıp sarmalayan,

Kalbimi sızım sızım sızlatan.

Kahır içinde yeşillenen,

Mesut içinde küllenen

Bir yaradır yüreğimde.

Mamafih, zebun da oldu içerime varlığım

Yaşadığım günlerin, acımtırak deminde…

Ben Elanur, 22 yaşındayım. Okul öncesi öğretmenliği son sınıf öğrencisiyim. Uzunca bir süredir yazılar yazıyorum. Kendimi öykü alanında daha rahat ifade edebilsem de Kor Dergi ile farklı yazı türlerinde çalışmalar yapmaya çalışıyorum.
YORUMLAR

  1. Volkan ÇİNİ dedi ki:

    Elanur Adanır’ın “Ne Edeyim Bilmem” şiiri, insanın içindeki o bitmek bilmeyen akıl-kalp kavgasını çok duru ve dertli bir yerden seslendirmiş; hani o “kalbim aklıma başkaldırıyor” dediği yer hepimizin zaman zaman içinde kopan fırtınaların tam özeti gibi. “İki dirhem umut” peşinde koşarken gönlün harap olması, o çaresizlik hissi okuyucuya çok samimi geçiyor; sanki bir dostun dizine başını yaslamışsın da içini döküyormuşsun gibi bir havası var. Ancak öte yandan, şiirde kullanılan “mamafih”, “zebun”, “tarumar” gibi kelimeler, şiirin o genel sade ve içten havasının yanında biraz fazla ağır ve yer yer zorlama durmuş; hani günümüz diliyle konuşurken araya serpiştirilen eski kelimeler akışı biraz sekteye uğratıyor. Bir de “ne edeyim” sorusunun çok fazla tekrarlanması duyguyu pekiştirmek istese de, şiiri biraz aynı noktada dönüp duran bir serzenişe hapsetmiş. Keşke o çaresizlikten çıkışa dair ya da o yaranın derinliğine dair biraz daha özgün tasvirler görseydik, o zaman şiir sadece bir dert yanma olmaktan çıkıp çok daha unutulmaz bir esere dönüşebilirdi.