ÖZÜR
Caddeden aşağıya sürünürken adımlarım,
Ejderoğlu’nun o eski yerinde
Hayalinin kırık yansımasını görüyorum.
Gülüşün, hayat neşen, bütün umutların…
Hepsini uzaktan izliyorum yıkılırken.
Ufak bir sızı yanıyor en derinde
Büyüyor, sarıyor her zerremi;
Durmuyor, durduramıyorum.
Elimde ucu kırık bir kalem,
Anlamını çoktan yitirmiş olsa da
Hayat kasetini geri sarmaya çalışıyorum;
Tek bir özür, tek bir af dileyebilmek için.
Ne kadar acelesi varmış zamanın,
Yetişemiyorum gölgesine bile…
Dün dilimden düşen o hoyrat kelimeler,
Bugün ızdırap olup çöküyor içime.
Şimdi şehir sustu, yosunlar bekliyor o eski sağanağı,
Sokak lambaları altında titreyen bir gölgeyim.
Zaman; acımasız bir makas gibi keserken uykuları,
Ben hâlâ o kırık uçlu kalemin
Arkasındaki ısırdığım silgiyle
Silmeye çalışıyorum günahlarımı sayfalardan.
Bir yağmur yağsa şu taşları yosunlu şehrimize,
Tıpkı okuldan kaçtığımız o çocuksu gün gibi;
Islansam, arınsam, iliklerime kadar üşüsem…
Yaptığım hataların hiçbirini yapmamış olsam;
Ve sen… Sen hiç ağlamasan.