9 Nisan 2026, 23:23:50
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 17°C
Parçalı Bulutlu
Afyon
17°C
Parçalı Bulutlu
Çar 13°C
Per 11°C
Cum 7°C
Cts 7°C

MESKUN MAHAL’DE KAYBOLMUŞ DEĞERLER

MESKUN MAHAL’DE KAYBOLMUŞ DEĞERLER
9 Nisan 2026 16:12
34
A+
A-

Başlık seçimim, zihinlerinizde çok genel bir anlatım hissiyatı yaratmış olabilir ancak konuyu genel çerçeveyi selamlayan bir biçimde, tanımlar üzerinden ele almayı tercih ettim bu yazımda.

Yakın çağımızın bir getirisi olan metropol şehirlerin sayısının günden güne arttığı, taşra ve şehirler arasındaki kültürel farkın yumuşak geçiş noktalarından, ani kültür değişimleri sonucu bıçak gibi kesilerek daha sert geçişlerle kendini gösterdiği günümüze yönelik, psikoloji ve sosyoloji alanında konunun uzmanlarının “Bireyselliğin gelişememesi ve robotlaşan insan yaşamları “ başlıkları altında veyahut bu başlıkların benzeri adlar altında yazdığı çeşitli yazılara denk gelmişsinizdir!

Tabi bireyselleşmenin gelişememesi tehlikesi kadar tehlikeli olan bir başka problem ise dünyada insan enflasyonu yaşanan şu süreçte bireysel katma değerin kişide bir halüsinasyon yaratmasıdır!

Duyguları ve üzüntüleri kendine has zanneden, kendini dünyanın merkezine koyan insanda bir o kadar tehlikeli bir noktadadır insanlık için!

Bu konular başka bir yazının konusu olmakla birlikte, söyleyeceğim tek şey bu konuda had bilmektir. Had bilmeden, bireysel katma değerler ışığında kişilik gelişimi de büyük tehlikedir!

Ancak buradaki had bilmek, zalime susmakta değildir. Bilhassa insan hiçliğinin farkında olduğu zaman en büyük mücadelesini verir!

O yüzdendir ki bir kaç cümle ile geçiştirilebilecek bir konu olmaması hasebiyle ve yanlış anlaşılmalara meydan vermemek amacıyla bu konuyu da başka bir yazının teması yapıyorum ve Farabi’nin “Var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun “ sözlerini sizlere armağan ederek asıl konumuza dönüyorum.

Günümüzde maddi çıkar ilişkileri ve şehirlerin akıp giden koşturmacasında, insanoğlu günlerinin bir birinin kopyası olduğunu, rayları çemberi andıran biçimde birbirine bağlı bir trende kaybolduğunu fark etmiyor! Tren ise sürekli hareket halinde, tren durduğu vakit, insan oğlunun hayat treni son durağa varmış oluyor. Belki de bir çoğunun bu en bireysel faaliyetidir ki buda ölüm şekliyle alakalıdır! Yoksa ölürken bile sürüyü taklit eder insanoğlu, tabi ki bu taklit doğa yasalarının bir getirisidir.

Evrensel bir yazı gibi gözükse de yazarının yaşadığı toplumu baz alarak bu yazıyı yazmış olduğu da yadsınamayacak bir gerçek ki konuyu tüm boyutları ile ele almak için çokça görmek ve hissetmek gerekir. Zira ötesi şahsi kanaatimce kuru söz ve laf kalabalığı olacaktır. Mesela Afrika’nın en geri kalmış ülkelerinden birinde yaşayan bir insanın bireyselleşmesi bir takım düşünce ataklarından öteye ne kadar gidebilir ki? Ondan ne gibi bir farklı atılım beklenebilir?

Onun için her gün, hatta her renk aynı değil midir?

Her rengin üzerinde yoksulluk solukluğu isimli ve tül bir örtüyü andıran bir renk yok mudur?

Ötesini başaranları zaten ayakta alkışlamaktan başka hangi harekete gerek vardır ki?

Velhasıl kelam bir kaç yazımda da ele aldığım bir hususa direkt geçmek istiyorum, bunu yaparken de söz oyunlarına en az düzeyde başvurmanın gönül rahatlığı, edebiyatın kalıplarına sadık kalamamanın burukluğu var içimde ancak bu tür yazılarda kendi doğrularımı dikte etme konusunda mütevaziliği bir kenara bırakıyorum zannedersem. Çıkarsız sevmenin güzelliğini unutmuş, ekonomik kaygıların ahlaki kaygıların üzerine çıktığı bir coğrafyaya dönüşen yurdumun haline eğilmeye davet ediyorum sizleri.

Bir bayrağı, bir vatanı, bir kavgayı, bir davayı çıkarsız sevmeyi bırakalı yıl mı oldu? Mevsim mi oldu? Ay mı oldu? Belki de sadece günler öncesi…

Yurt açan, Yurt tutan ve Yurt kurtaran ile mühürlenmiş bu topraklar? Bilmem kaç zamandır çıkarsız sevilmeye hasret!

Çağın modernleşme anlayışı adı altında her kültüre kucak açan insanlar neden ki kendi kültürünü yok sayar? Küçük görür!

Kültürünü tenha köşelerde yaşatma çabası içerisinde bulunan insanını, köylüsünün hor görür?

Tezatlığa bakın ki hor görülen köylünün, gariban insanın oğlu da cephede vatan korur!

Vicdanını hala diri tutan herkes bu yazının kapsama alanı dışındadır ki vicdansız insanların bir çift dudağı arasında çocukların ölümü ve kaderi tayin ediliyor ise eğer? Birleşmiş Milletler içerisinde en birleşmiş olanların kimler olduğunu sorgulamak ve insanlık olarak onların halkları ile de el ele vererek hükümetlerinin faaliyetlerini yargılamalarını sağlamak, insanlık önünde onlardan hesap sormak insan olan herkesin boynunun borcu değil midir? Veya Kan kokan savaşlar olmasa aynı ülkenin paydaşı olacağı soydaşlarının sesini neden duymazdan gelir? Onlarla olan kültürel birliğini neden yaşatmak için bir çaba içerisine girmez?

Birliği neden sadece sınırlardan ibaret görür?

Modernleşmek çağın bir şartı olsa da geçmişi ile arasındaki bağı kopartan halkların sonu tarih sahnesinden silinmek veya boyunduruk altında yaşamak değil midir?

Soruların nerede biteceği belli değil!

Ama düşünmesi gereken, sorgulaması gereken belli.

 

İsmim Göktürk Gök, 24 yaşındayım. Adana şehrinde ikamet etmekteyim. Akademik kariyerime devam etmekteyim. Sanata olan ilgimi şiirlerim ve yazılarım ile sürdürme gayreti içerisindeyim. Milli ve manevi değerlerimize hizmet noktasında sanatı ana dal olarak kabul görmüş bir insan olarak Ay Işığında Vatan ve 2250 Gerçekliklerin Çarpışması olmak üzere iki adet kitap sahibiyim.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.