MEFTUN YOLCU
Ne oldu ki bana böyle,
İçimde ağır ağır yürüyen bu sessizliğin sebebi meçhullerde mi?
Ruhum, uzun bir yolculuktan dönmüş gibi yorgun,
Ne bir varışın huzuru var içinde, ne de geri dönüşün bir tesellisi.
Yıllardır susmuş bir türkünün yankısı dolaşır içimde;
Tam anımsayamam ama unutamam da.
Tarifi olmayan ağırlığı oturunca içime
Adını koyamam,
Sebebini de bilemem
Sadece acı ile kıvrandırır beni…
İşte tam orada, ruhumun en derin yerinde
Bir şeyler yavaş yavaş tükenir.
Bir mucize beklemez artık kalbim,
Çünkü yorgunluk, umuttan daha gerçek gelir.
Sessizliğin içinde büyüyen bu boşluk,
Henüz söylenmemiş cümlelerin yükünü sırtına heybelenir.
Kim bilir nasıl bir his savrulmak.
Eşsiz bir kar tanesi gibi
Yönünü bilmez ama durağına razı.
Düşeceği yeri bilmeden yola çıkmak,
Ve o düşüşte bile anlam aramak…
Toprağa yaklaşırken işte
İçimde de aynı bu ürperti,
Sanki ait olduğum yere doğru çekilen bir yanım var gibi.
Bulutların sadeliğinde saklı bir hikmet var;
Ne fazlası ne de eksiği.
Ben ise o sadeliğe meftun,
O dinginliğe medyun kalmış bir ruh gibi
Kendi içimde gizlenmeye hazırım.
Güneşe meftun, ışığına baş eğmiş
Toprağa medyun, varlığını borç bilmiş
Sularla diri, rüzgarla eğilip doğrulan bir başak gibi.
Ben de öyleyim şimdi;
Işığa meftun,
Varlığa medyun
Ve anlamını arayan bir yolcu gibi.
Güneş ne zaman doğar bilmem ama
Bilirim ki doğuş, gökte değil,
İçte başlayan bir varoluş imiş.
Şayet,
Bir damla yağmurda hissedersem rahmeti;
Bulursam bir kar tanesinin boşluğunda kendimi,
Yahut rüzgarın bana her dokunuşunda derin bir tefekküre dalarsam
İşte o vakit,
İçimde sessizce doğan o ışığa,
Hem meftun
Hem de medyun kalırım.
Ama yine de,
O ışığın içinde bile
Hâlâ yorgun bir yolcuyum ben;
Varmayı öğrenmiş değil,
Sadece yürümeye alışmış bir münzevi gibi.