TAKINDIĞIM TERBİYEM

Rabbim
Terbiyemi bir kuyunun kenarında mı bıraktım?
Bir kuyunun kenarında mı unuttum ki
Hayasızlığıma mâni olamıyorum.
İçimde cereyan eden arsızlığı durduramıyorum.
Dünya kirli elleriyle sarmış boynumu,
Başımı çevirip güneşe bakamıyorum.
Sen ey güneş!
Sen Rabbimin emrine amâde,
Neden bakmıyorsun yüzüme?
Benden saklanıp da gizlenmen niye?
Rabb’im güneşe söz geçiremiyorum.
Hac yolundayım,
Durdurmak için şeytanı,
Koca koca çakıllar topluyorum dünyanın bütün kıtalarından.
Cemrelere yaraşır kayalar görüyorum Mezopotamya’nın asi iklimlerinde duran.
Cezayir’de berberice konuşan hafif esmer çocuklarla karşılaşıyorum.
Ellerinde küçük çakıllar,
Eşeledikleri toprağa bakıp söyleniyorlar.
Çakıllarına göz dikiyorum.
Sanki o küçük taşlar yakışır akâbeye,
Ancak onlar susturabilir zihnimi kemiren şeytanları.
Rabbim!
Düşüncelerimin içinde gezinen şeytanlara büyük geliyor,
Orta Asya’nın bozkırında yanmış kayalar.
Mina’dayım.
Arsızlığıma mani olamıyorum.
Küçük berberi çocuklardan aldığım taşlara bakıyorum.
Üstünde gözyaşları var,
Üstünde benim arsızlığım.
Altında hayasını arayan ellerim.
Fırlattığım her taş içime dönüyor,
İçime, göğsümde duran sîneme.
Yedi koca taş, yedi küçük, yedi büyük.
Roma’nın bilmediğim bir katedralinden söküp getirdiğim,
Tarih kokulu taşlar çarpıyor vücuduma.
Vücudum yangın, ellerim perişan.
Taşlar büyüyor,
Ağırlık yapıyor minik bedenime.
Bilal değilim Rabbim
‘La ilahe illallah’ diyemiyorum önümdeki mızraklara aldırmadan.
Rabbim terbiyemi bir kuyunun dibinde mi unuttum?
Küfürler geliyor dilimin ucuna,
Samiri’ler dostluk kurmak istiyor.
Yanlışım, yalnızım.
“Enel hak” diyemiyorum Hallac misali
Zira enel hak değilim.
“Hak benim” diyen kimseler sarıyor dört bir yanımı.
Rabbim hak sen değil miydin?
Attığım her taş göğsüme oturuyor, büyüyor.
İçime dönüyorum.
Az sonra bir cinayete teşebbüs ediyorum,
Etraf kan revan.
Rabbim!
Öldürmem gerek beynimin labirentlerinde gezinen o sinsi mahluku,
Öldürmem ve bir kuyuya atmam,
Terbiyemi takınmam gerek.