BAL’ GÖZLÜM
Ben,
akşamla anlaşmış bir yalnızlığım bazen,
ışığını erkenden geri çağıran bir gökyüzü gibi
sözlerimi içime çekerim,
kalbim suskunluğun en kuytu yerine göç eder.
Sen,
o kuytunun eşiğinde bekleyen
adı sabır olan bir gölge,
gitmenin en masum,
kalmanın en ağır olduğu yerde
sessizliğe adını kazıyan bir ısrarsın.
Bal’ gözlüm,
ben kendimden sürgünken
sen beni kendime çağıran
adsız bir dua oldun.
Yormadan,
hesap sormadan,
yolumu yüzüme vurmadan.
Gözlerin,
söylenmeyenin lisanıydı;
ben sustukça
sen tamamladın içimde yarım kalan yakarışları.
Ve ben,
ilk defa bu kadar eksik olup
bu kadar tamam hissettim kendimi.
Bazen serttim,
sözlerim rüzgârla kavga eden dallar gibiydi;
sen rüzgâra kızmadın,
dalı tuttun,
kırılmasın diye kaderle pazarlık eder gibi.
Bal’ gözlüm,
bir insanın bir başkasına
sığınak olması ne demek,
sende öğrendim.
Dünya üstüme çökerken
sessizliğinle hayat oldun
Ben dolambaçlı bir yol,
sen sabırla yürüyen bir seyyah…
Acele etmedin,
yoruldun belki
ama vazgeçmedi adımların
Ve şimdi biliyorum:
Sevgi bazen
yüksek sesle söylenen bir kelime değil,
adını koymadan kalabilmektir.
Bal’ gözlüm,
seni en çok
beni değiştirmeden
bende kalabildiğin için sevdim…
Dilinden çıkanlar kalbinin güzelliklerinin bir yansıması olduğunu bilmeseydim eğer güzelliğinden kaynaklanıyor derdim ama ben bir sabah seni kaldırım üstüne trafik lambası dibinde beklerken kalbinin güzelliğini gördüm ve tanıdım iyi ki balımm
O lambaya çok şey borçluyuz…iyi ki balımm