Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 28°C
Hafif Yağmurlu
Afyon
28°C
Hafif Yağmurlu
Paz 29°C
Pts 31°C
Sal 31°C
Çar 32°C

YAŞAMAK HEP VAR

YAŞAMAK HEP VAR
18 Nisan 2024 11:14
123
A+
A-

İnsan neden yalnızdır? Ruhunu bedeninin içinde kaybeden insan nerede arar kendini? Bulabilir mi kendiyle bu kadar iç içeyken?

Yıllardır kafamın içinde dönüp duran bu soruyla boğuşuyorum. Bir cevap da bulamadım üstelik. Soruyu soruyorum ve susup bakıyorum ruhumun ıssız duvarlarına. Issızlık daha bir yaralıyor ruhumu. Zihnimle ruhumun arasındaki arbedede bitkin düşüyorum çoğu gece. Bir kaybın insanı ne kadar etkileyebileceğini anlamaya çalışıyorum.

Sahi, bir kayıp neler götürür bir insandan?

Aylardır sürekli uyuyorum. Uyuyamıyorum aslında, sadece uzanıyorum. Hissettiğim şeyler uyutmuyor. Kâbus görüyorum sürekli. Ağlayarak uyanıyorum her gece. Biliyorum, böyle olmamalı. Eskiden nasılsa öyle devam etmeli, biliyorum. Ama eziliyorum artık. Dünyanın yükünü omzuma almışım da altında ezilmişim sanki. Dayanamıyorum.

Bir elimde kitaplarım, diğer elimde termosum, kulağımda teki düşmek üzere olan kulaklığım, okula gidiyorum. Çantamı bulamadım. Zaten bir şeyi aradığım zaman asla bulamam. Al işte, çıktı kulaklığımın teki. Şimdi nasıl takacağım? Tek kulaklıkla da müzik dinlenmez. Yürümeyi kestim. Kitaplarımı koltuk altıma, kahveyi de boşta kalan elime sıkıştırdım. Kulaklığımı tekrar taktım ve yürümeye devam ettim. En sevdiğim şey, yürürken müzik dinlemektir. Bana bazen düşünme fırsatı verir, bazen de düşünmeme fırsatı. Şimdi düşünüyorum.

İnsan neden eksiktir?

Biliyorum, uzun zamandır böyleyim. Biliyorum, ben de eksiğim. Biliyorum, ben de yitirdim bazı şeyleri. Dönüp bakıyorum arkama. Nasıl oldu bütün bunlar bana? Cevabım korkutuyor beni. Bu yüzden içimden bile söyleyemiyorum hiçbir şey. Telefonum çalıyor. Zaten düzgünce müzik dinlememe izin vermezler. Ama bu sefer beni arayanın neden aradığı belli.

“Neredesin? Hoca yoklama alacak birazdan.”

Arayan arkadaşım. Yine geç kaldım derse. Çoğunlukla geç kalırım. Sadece derse değil üstelik. Her şeye geç kalırım ben. Yine geç kalacağım. Koşmaya başlamalıyım, bunu biliyorum ama bir şey beni durduruyor. Bir şey etrafıma bakmama, baktığım şeyleri görmek istememe sebep oluyor. Arada bir böyle hissederim ama hiç durmam, hiç izin vermem kendime. Şimdi ise izin vermek istiyorum.

Kitaplarım ellerimde, ağır ağır yürüyorum. Kulağımda artık daha hüzünlü bir parça çalıyor. Ondan mı bu aniden gelen melankoli? Geçip oturuyorum boş bir banka. Ellerimde ne varsa yanıma bırakıveriyorum.

Bazen ne hissettiğimi bilmediğim anlar olur. Ne ağlamak gelir içimden ne de gülmek. Sadece durup etrafa bakarım. Sanki birini arar gözlerim. Arar, arar, arar ama bir türlü bulamaz. Yine o anlardan birindeyim. Karşımdaki boş banka bakıyorum sadece. Gitmek istiyorum ama yapamıyorum bir türlü. Sürekli biraz daha kalmak geliyor içimden.

Silmeye çalışıyorum, gözlerime sinen hüznü. Ne yapsam düzeltemiyorum çöken omuzlarımı. Yine birini bekliyorum, belli. Ama biliyorum, gelmeyecek, neyi bekliyorsam. Derin bir iç çekesim geliyor. Biraz üzgünüm. Bu sefer ağlamak geliyor içimden. Ama yine de yapamıyorum. Elimde ne varsa almışlar, bir yaşam kırıntısına muhtaç kalmışım. Kalkıyorum, hâlsizim. Adımlarım ağır, kitaplar artık bir ton ağırlığında. Biliyorum, boynum da büküldü şimdi.

Arkadaşımla karşılaşıyorum, adı Ali.

“Gitmedin mi derse?” diye soruyor.

“Geç kalacaktım zaten, ben de gitmedim. Eve döneceğim birazdan.”

“Gel, bir çay içelim,” diyor. “Pek keyfin yok gibi.”

Gidip oturuyoruz. Ali’yi yıllardır tanırım. Hep neşeli bir çocuktu. Sonra bir gün kaybetti neşesini. O neşesini kaybetti, ben ise yaşamaya olan hevesimi kaybettim.

“Anlat bakalım. Nedir bu hâlin?”

“Bir şeyim yok. Sadece dersler, okul, biliyorsun işte. Yoruluyor insan.”

Bana inanmadığını biliyorum, bakışlarından belli. Yine de üstelemiyor. Onun yerine elimi sıkıyor destek olmak ister gibi. Ailesini kaybeden bir çocuğum sanki o an. Boğazımda bir yumru oluşuyor ama yine de gülümsüyorum ona.

“Sen gerçekten güçlü bir kızsın, bunu bil.”

Hiçbir şey demiyorum bu dediğine karşılık. Çünkü biliyorum güçlü olmadığımı, biliyorum her gün ne kadar çabaladığımı. Bir süre devam ediyoruz böyle konuşmaya. Sonra kalkıyorum. Yine yalnızım.

İnsan nasıl anlatır derdini bir başka insana? Neyim var, ben de bilmiyorum üstelik. Sadece eksik bir şeyler. Gülüyorum, eğleniyorum ama yine de tam değil bunların hiçbiri. Hayatın kendisi mi böyle, yoksa ben mi böyleyim yalnızca?

İnsan neden yalnızdır?

Sahile gitmek geliyor içimden. Belki izlersem o dalgaları hüznüm de gider onlarla beraber. Yine yürüyorum. Hep yürürüm ben ama asla koşmam. Belki koşsam yetişeceğim hayata ama hep gerisinde kalıyorum yaşamın. Neyi görsem geçmiş zamana ait.

Şimdi sahildeyim. Kulağımda hâlâ bir şarkı çalıyor ama artık duymuyorum onu. Sadece denizi izliyorum ve düşünüyorum. İnsan nasıl yaşar?

Bu soruyu çok sık düşünüyorum son zamanlarda. Çünkü ben yaşamıyorum. Sadece varım, ötesi yok. Ama görüyorum, gerçekten yaşıyor insanlar. Gülüyorlar, seviyorlar, belli bir şeyi amaç ediniyorlar belki. Sonra yine soruyorum. Yaşamak nedir tam olarak? Yaşadığını insana hissettiren nedir?

Ölmediğin her an yaşarsın.

Gözümden bir damla yaş akıyor. Nereden geldi aklıma bu cümle? Sırası mıydı? Ayağa kalktım, yürümeliyim, yoksa geçmeyecek bu düşünceler. Ağlamamalıyım ama neden durduramıyorum bu akan gözyaşlarımı? Ben değil miydim bunca zaman sadece susan, şimdi ne oldu da susamıyorum?

Yıllar geçti üzerinden. Dünya unuttu, bir ben unutamadım. Her şey devam etti eskisi gibi. Bir ben takılı kaldım geçmiş zamanın bir ânına. Zamanla geçeceği yerde kökleşti içimdeki sızı. O gitti, tüm dünya başıma yıkıldı.

Sahilden uzaklaştım, düşünmeden ilerliyorum. Yüreğim kopacak sanki. Göğüs kafesimin ağırlığından nefes alamıyorum. Karşıda bir çocuk var, çöpleri topluyor. Sırtında taşıdığı çöp arabası ondan büyük… Kitapları ona versem hafifler miyim biraz?

İnsan neden taşır yüreğinde kaldıramayacağı acıyı?

“Ne bakıyorsun?” diye soruyor çocuk. Belli ki uzun zamandır devam ettim ona bakmaya.

“Kitapları versem işine yarar mı? Bir de termosu vereyim.”

Kafasını sallıyor. Onun yanına gidip kitapları ve termosu veriyorum, elimde sadece defterim kalıyor. Sonra geçip gidiyorum çocuğun yanından. Acaba bir seçeneği daha olsa ister miydi başka bir şekilde yaşamayı? Yoksa yine buna benzer bir şekilde mi devam ederdi? İnsan eğer yaşamamışsa başka bir şekilde, yaşadığını hayat sanmaz mı? Ben başka şekilde yaşadım, gerçekten yaşadım. En güzel zamanlarımdı yaşadıklarım. Ama şimdi… Esamisi bile okunmuyor.

Mezarlığa doğru gidiyorum, farkındayım. Gitmekten hep korktuğum yere gidiyorum. Hep kaçtım bu gerçekten ama artık yapamıyorum. Biliyorum, mezarı biraz ileride. Biliyorum, mezarı kesin çiçeklerle doludur. Biraz ilerliyorum ama duruyorum sonra. Bir adam duruyor biraz ötemde. Oturmuş, önünde yatan mezara bakıyor. Ağlamıyor, konuşmuyor. Sadece bakıyor. Sanırım ağlamış ağlayacağı kadar ve söylemiş söylenebilecek ne varsa. Bir mezarla konuşursan cevap alamazsın. Bunu anlamış, anlamış ki susuyor ve sadece bakıyor. Ne kadar durdum öyle bilmiyorum. Ama akınca gözyaşlarım, anladım ki gitmeliyim. Şimdi yine yürüyorum. Ayaklarım desen gülle gibi, her adım atışımda parçalanıyor sanki bacaklarım.

İnsan neden takılı kalır geçmişin ortasında?

İşte karşımda mezarın. İşte adın, doğum ve ölüm tarihin. İşte önümde yatıyor senin yaşamının bütünü, yaşadığının kanıtı. Gözyaşlarım akmıyor. En korktuğum şey buydu. Senden başka her şeye ağladım. Bir sana ağlayamadım. Sandım ki ağlasam çıkıp gideceksin içimden.

Sen oradasın. Üzerine topraktan bir battaniye örtülmüş. Adın mezar taşına yazılmış ama sen oradasın. Uzun zaman geçmiş seni son görüşümün üstünden. Yitip gitmiş sana ait bütün kokular ama sen oradasın. Adın hep anılarda geçer olmuş. Geçmişte kalmışsın artık ama sen oradasın. Herkes yaşamaya devam etmiş de bir sen ölmüşsün. Ama işte sen, oradasın. Biliyorum; karşımdasın, beni görüyorsun, duyuyorsun. Üstelik sadece anlattıklarımı değil, anlatamadıklarımı da duyuyorsun.

Neden bitmez bir ölüye yakılan ağıt?

Ben senin yokluğunu kabullendim. Sana ait bir şeye dokunduğumda hep bildim bir daha ona dokunamayacağını. Geçtiğin yerlerden geçtim, yediğin şeylerden yedim. En sevdiğin filmleri ve dizileri izledim defalarca. En sevdiğin kitapları okudum hiç durmadan. Ama yine de aramadım seni hiçbirinde. Çünkü hep farkındaydım, bir daha hiç var olmayacağının. Yine de alışamadım. Kabullenmek ve alışmak aynı şey değilmiş. Bunu anladım. Sandım ki bunları hep yaparsam sana ait olmaktan çıkar bütün bunlar. Sen her şeyi kendine öyle bir ait kılmışsın ki bu aciz varlığım, senin varlığının üzerine bir çizik bile atamadı.

Artık kabullenemiyorum yokluğunu. Seni arıyorum her şeyde ve herkeste. Uyanık kalmak istemiyorum hiçbir zaman ama aksi de olmuyor. Uyutmuyor yokluğunun varlığı.

Ben ölene kadar senin matemini tutacağım biliyorum. Ama kimse bilmeyecek bunu, öyle sessizce yapacağım. Bazen ben bile unutacağım hatta. Yüreğimdeki boşluk olmasa hiç hatırlamayacağım belki ama o hatırlatacak bana. Üzülme, yaşamını yaşamım bilip buna göre yaşayacağım. Asla senin için ağlamayacağım, hayatıma seninle devam edeceğim. Çünkü bunu bana sen öğrettin. Ölmediğin her an yaşarsın. Hep bunu söyledin. Artık anlıyorum. Ben yaşıyorum, seninle yaşıyorum.

Şimdilik gidiyorum. Ama yine de sana söylemek istediğim son bir şey var.

“Seni tanımış olduğum için çok mutluyum.”

 

 

Merhaba, adım Sidar. Edebiyatla yaklaşık 13 yaşındayken tanıştım, şimdi 24 yaşındayım ve edebiyatsız bir beni tahayyül dahi edemiyorum. Şiir, öykü ve roman çalışmalarım var. Kendimi hep yazarak anlatmaya çalıştım. Kendimi ben bile yeterince tanımamış olacağım ki bir türlü yapamadım. Şimdi ise kendimi anlatmaktan çok bulmayı umut ediyorum. Bu uğurda bazen resim yapıyorum, bazen müzikle uğraşıyorum
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.