Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 34°C
Parçalı Bulutlu
Afyon
34°C
Parçalı Bulutlu
Pts 33°C
Sal 30°C
Çar 30°C
Per 30°C

YAŞAMAK HEP VAR 2

YAŞAMAK HEP VAR 2
19 Mayıs 2024 16:54 | Son Güncellenme: 24 Mayıs 2024 18:39
154
A+
A-

“Şiir kitaplarınız çok seviliyor. Fakat gördüğümüz kadarıyla genel tema hep aşk ve ölümden oluşuyor, nedenini sorabilir miyiz?”

Bir dergi röportajındayım. Bana önceden sorulan sorular tekrar ve tekrar soruluyor, yine de dert etmiyorum. Her sorulan sorunun cevabı sana çıkıyor çünkü. Bana neyi sorsalar cevapları sende buluyorum.

“Bu şiirlerin hepsi tek birine yazıldı. Onun da bunları okuyabilmesini çok isterdim ama yıllar önce kaybettim onu. Bu kaybı unutmak istemediğim için, onu hep anmak istediğim için yazım dilim bu şekilde gelişti.”

Sorular soruldukça soruldu. Sonra bitti, işte şimdi dışarıdayım. Havada bahar esintisi var. Esen rüzgâr insanın içini gıdıklıyor.

Arabama biniyorum, radyoda bir şarkı çalıyor. Yavaşça mırıldanıyorum:

 

Sevda yakmaz, kül edermiş.

Kül de oldum, leyli leyli.

Ben de beni tanımadım.

Şu gurbetin ettikleri.

 

Yol kısa sürüyor, arabanın arkasından hediye paketini alıyorum. Gittiğim yer Ali’nin evi. Arkadaşım evlendi, bir de çocuğu oldu. Kaybettiği neşeyi bir daha bulamaz sanırdım ama bulmuş. Hayat böyle anlarda güzel hissettiriyor.

Kapıyı açtığında sarılıyorum Ali’ye. Yıllardır tek arkadaşım o oldu. Beni anlayan ve halimi bilen bir tek o vardı. İçeriye geçtiğimizde eşine sesleniyor.

“Bak Mihrimah, evimizin şairi geldi.”

“Hoş geldin” diyor bana sıcacık gülümserken. Bebeği kucağında uyuyor. Ali ise onların bulunduğu kanepenin köşesine tünemiş. Bu tabloyu buruk bir mutlulukla izliyorum. Gözlerim dolmaya yer arıyor. Ali bunu fark etmiş olacak ki kalkıp getirdiğim hediye kutusunu alıyor.

“Halan sana ne almış bakalım” diyor bebeğine doğru. Sonra bana dönüyor. “Künye mi aldın?”

“Siz isme karar verdiğinizde yazdırırsınız diye düşündüm.”

Ali duraksıyor, gözleri karısında. Aralarında bir bakışma geçiyor ve Ali odadan bebeği de alarak çıkıyor. Şimdi Mihrimah ile yalnızız. Beni yanına çağırdığında ayak ucuna oturuyorum.

“Biz aslında ismine karar verdik,” diyor ve yastığın altından çıkardığı künyeyi avucuma bırakıyor. Bir an soluğum kesiliyor, omuzlarım düşüyor. Yüzümde bir mahzunluk var biliyorum. Ne diyeceğimi bilemez hâlde bakıyorum ona. Kalbim sıkışıyor sanki.

“Ben…” diyorum sesim titreyerek. Daha fazla da konuşamıyorum zaten. Gözlerimden akan yaşlar ve boğazımdaki yumru engel tek bir kelime bile etmeme.

Mihrimah bana sarılınca sessizce ağlayamıyorum artık. Hıçkırıklarım odayı dolduruyor. O da benimle beraber ağlıyor. “Sen her yerde onu yaşatmaya çalışıyorsun, biz de en azından bu kadarını yapalım, dedik” diyor eli saçlarımı okşarken. Elimdeki künyeye bir daha bakıyorum. İsmini görmek bile yüreğimi dağlamaya yetiyor.

Bebekleri senin adını taşıyor, elimde senin isminin olduğu bir künye duruyor. Şimdi her şiir seni anlatıyor. Her şarkı sana söyleniyor. Her yol sana çıkıyor. Sen yoksun ama herkes seni yaşatıyor.

“Ne denir bilmiyorum,” diyorum kendime geldiğimde. Hıçkırıklarım artık birer iç çekiş şimdi. “Ama bu yaptığınızın benim için anlamı çok büyük.”

Elimi iki elinin arasına alıyor. “Biliyorum bunu söylemek bana düşmez ama hayatına birini almayı hiç düşündün mü?”

Biliyorum kötü bir niyeti yok, biliyorum benim mutlu olmamı her şeyden çok istiyorlar. Bunu bilmenin getirdiği bir tebessüm peyda oluyor dudaklarımda.

“Mihrimah benim hayatımda zaten biri var. Ölmüş olması ondan başkasıyla olacağım anlamına gelmiyor. Hem mutluyum ben. Ona verdiğim sözü tuttum sayılır. Hayatıma onunla devam edeceğimi söylemiştim, öyle yapıyorum. Yasımı da sessizce tutuyorum, sizin dışınızda kimse beni onun için ağlarken görmüyor. Onu hiç unutmuyorum, unutmayacağım da. Bunu biliyorsun. Bir başkasını hayatıma almak demek, ona ihanet etmek demek. Sevgimize ihanet etmek demek. Üstelik ben hâlâ onu seviyorum.”

Başka bir şey demiyor. Ali de geldiğinde bu konuyu kapatıyoruz. Biraz onlarla oturduktan sonra ayrılıyorum oradan. Arabayı biraz geride bırakıp yürüyorum şimdi. Sana giden yollar o kadar güzel ki, ne kadar olsa da yürünür biliyorum. Attığım her adımda içimde bir heyecan uyanıyor. Seni ilk kez göreceğim sanki, her seferinde böyle hissediyorum.

Biraz daha yürüyorum, sonra seni görüyorum. Yanında biri var. Başı önüne düşmüş, elleri toprağının üzerinde geziniyor. Sessizce gelip oturuyorum yanına. Başını kaldırıp bana bakıyor. Yüzünde bir minnet ifadesi var.

“Hoş geldin, kızım.” Sarılıyor bana sıkıca. Bunu her seferinde yapıyor, galiba sana sarıldığını hissediyor böylece. Gözyaşları boynumu ıslatıyor. Ağlamıyorum, gözyaşlarımı seninle paylaşacağım çünkü. “Nasılsın?”

Geri çekilip ıslak gözlerle bakıyor bana. Yıllar ondan çok şey alıp götürmüş.

“İyiyim Selvi teyze, sen nasılsın?”

Baktığında benim de ondan farkım yok. Seninle beraber birçok şeyi de toprağa verdik. İkimiz de eksik iki ruhuz şimdi. Tamamlanmak istediğimiz her an sana koşuyoruz. Sen şimdi bile bize yardım ediyorsun.

“Senin gibiyim, iyiyim. Şiirlerini okudum,” dedi. Gözlerinden yine yaşlar akmaya başlıyor. “Emin ol, bunları okusaydı o da çok beğenirdi.”

Annen sana dair ne yazsam okuyor. Senin yokluğunda bazen bana sığınıyor. Ama ikimiz de yaralıyız, birbirimize derman olamıyoruz.

Annen bana evladı gibi bakıyor.

“Bence okuyor, sadece cevap veremiyor bana.”

Toparlanıyor annen. Sana veda etmek için mermer taşın üzerindeki adını öpüyor. Eşarbıyla siliyor tekrar dolan gözlerini.

“Ben gideyim, senin ona anlatacakların vardır,” dedi. Biliyor beni, yıllardır her gün buraya uğradığımı, ona bir şeyler anlattığımı biliyordu. Onun yanında ağlamadığımı, ama seninle yalnız kaldığımda ağlayacağımı da biliyordu. Bu yüzden gidiyordu.

Gitti, seninle yalnızız şimdi.

Ellerimi toprağına sürüyorum, mezarına ektiğim çiçekler büyümüş, evin rengârenk görünüyor. Adının yazılı olduğu mermere dokunuyorum. Buz gibi, oysa biraz sıcak olmasını umuyorum her seferinde. Mezarını suluyorum, merak etme çok iyi bakıyorum sana. Biliyorum sen hissetmezsin ama ben yine de çok iyi bakıyorum.

Biliyorum, ben yaşadığım sürece senin hep bir ziyaret edenin olacak.

“On iki yıl geçti senin gidişinin üzerinden. Artık otuzlarında bir kadınım, sen ise hâlâ yirmi beş yaşındasın. On iki yıl boyunca bir kez bile gitmedim bu şehirden. Her gün yanına uğradım hayat bulmak için.”

Biliyorum beni görüyorsun, duyuyorsun. Bazen bu yüzden sana ağlamak istemiyorum ama yapamıyorum. Sana gelmezsem kime gideceğim?

“Sana ait kıyafetlerin bende, evdeki dolapta duruyor. Kitapların sana ait köşede yer alıyor. Ben sevmem ama sen sevdiğin için siyah zeytin bile var dolapta. Seni kendimce böyle yaşatıyorum evde. Yoksa orası bana ev gibi gelmiyor.”

Sesim gittikçe kısılıyor.

“Bazen kendimi çok çaresiz hissediyorum. Beni tanıyan herkes artık seni de tanıyor. Görüyorum haberlerde, sana uğrayanlar bile var. Ama ben yine de merak ediyorum, daha ne kadar yaşayacağım? Asla kendi canıma kıymayacağım, sana gelen yolumu kendi elimle yok etmeyeceğim. Yine de bir an önce gelmek istiyorum sana.”

Gözyaşlarımı siliyorum, yüzümde buruk bir gülümseme.

“Ali’yi tanırsın, evlenmişti hani. Çocukları oldu,” diyorum. Konuşmak gittikçe zorlaşıyor. Yıllardır değişmedi, seninle konuşurken hiç sonuna kadar güçlü kalamadım.

“Ona senin adını koymuşlar. Onlar da seni yaşatmak istemiş. Bak işte, sen böyle bir insandın. Öyle biriydin ki kimse seni unutmak istemiyor. Herkes bir şeyde veya birinde seni yaşatıyor. Bu haberi duyunca dayanamadım buraya gelene kadar, orada ağladım. Mihrimah seni tanımıyordu ama o bile senden bahsederken mutlulukla bahsediyor. Ali videolarımızı göstermiş ona.”

Çantamdan küçük bir defter çıkarıyorum.

“Bak, senin için bu deftere yazıyorum şiirleri. Gerçi sana önceden de göstermiştim. Geçenlerde yeni bir şiir yazdım, okuyayım sana.”

Defterimi açıyorum, son yazdığım şiirin adı Bir Ölüye Şiir.

 

“Mezarında otlar bitmiş

Sarı ve çirkin otlar

Kıskanmışlar senin güzelliğini

Kapatmışlar üstünü

Ama endişelenme sen hiç

Kopardım attım onları

Sen hâlâ güzelsin

Sen hâlâ aydınlatansın yaşamı

Sen ki ölüsün

Ama hâlâ yaşatansın beni”

 

Defteri tekrar çantama koyuyorum.

“Sen ki ölüsün, ama hâlâ yaşatansın beni. Sen varlığınla bana hep güç verendin. Sevgiydin, aşktın. Şu kısacık dünyanın en güzel şarkısıydın. En güzel ne varsa oydun sen. Sadece kısacıktın. Şimdi yıllar önce duyduğum o kısacık melodiyi hatırlamaya çalışıyorum. Bazen hatırlamıyorum, o zaman o melodiyi hissettirebilecek ne varsa yapıyorum. Seni yazıyorum, seni çiziyorum, seni söylüyorum. O zaman duyuyorum o şarkıyı. Sen varlığında benim için her şeydin. Yokluğunda da öylesin. Bana hâlâ güç verensin.”

Biliyorum kalkmalıyım artık. Biliyorum dışarıda bir hayat var devam eden. Ama yine de zorlanıyorum. Hep burada kalmak istiyorum.

“Hatırlıyor musun, bana bazen ‘Yaşamak hep var’ derdin. O zamanlar tam kavrayamazdım bunu neden dediğini. Şimdi biliyorum. Sen toprağın altında olsan da yaşıyorsun. Ve biliyorum, ben yaşadığım sürece sana da yaşamak hep var olacak.”

 

 

 

Merhaba, adım Sidar. Edebiyatla yaklaşık 13 yaşındayken tanıştım, şimdi 24 yaşındayım ve edebiyatsız bir beni tahayyül dahi edemiyorum. Şiir, öykü ve roman çalışmalarım var. Kendimi hep yazarak anlatmaya çalıştım. Kendimi ben bile yeterince tanımamış olacağım ki bir türlü yapamadım. Şimdi ise kendimi anlatmaktan çok bulmayı umut ediyorum. Bu uğurda bazen resim yapıyorum, bazen müzikle uğraşıyorum
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.