Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 34°C
Az Bulutlu
Afyon
34°C
Az Bulutlu
Pts 33°C
Sal 30°C
Çar 30°C
Per 29°C

ONLAR AÇ KALDILAR, BUGÜN SEN HEP TOK KAL DİYE

ONLAR AÇ KALDILAR, BUGÜN SEN HEP TOK KAL DİYE
18 Mart 2024 17:14 | Son Güncellenme: 18 Mart 2024 18:00
152
A+
A-

Vatan sevgisini çocuklarına aşılayan ebeveynlere ithafen.

Hasan sabah olduğunu anladığı an heyecanla, bir hışımla açtı gözlerini. Hızlıca yataktan kalktı, koştur koştur yüzünü yıkamaya lavaboya gitti. Çok heyecanlıydı çünkü babası onu bir yere götüreceğini söylemişti. Yüzünü hızlıca yıkayıp odasına gitti dedesinin ona aldığı çok sevdiği takım elbisesini giymeye koyuldu. En güzel kıyafetlerini giymesi gerekirdi çünkü özel bir yere gideceklerdi. Bu takım elbisesini çok seviyordu ama annesi her zaman giymesine izin vermiyordu. Bu sırada annesi odaya girdi,

-Hasan bakıyorum da erkencisin, çok şaşırdım valla. Sana yardım edeyim.

-Anne heyecandan uyuyamadım ki babam bizi nereye götüreceğini söylemeyince düşünüp durdum ama aklıma gelmedi.

Annesi gülümseyerek,

-Çok güzel bir yere gideceğiz.

deyip papyonunu düzeltti.

-Ne de yakışıklı oldun böyle!

deyip yanaklarından oğlunu öptü. Beraber mutfaktaki yemek masasına doğru yürüdüler. Hasan heyecanla masaya oturdu. Tek kasede üzüm hoşafı vardı biraz ekmek ve de üç adet kaşık. Annesine sorar gözlerle;

-Anneciğim kahvaltı nerede? Çayımız, peynirimiz, zeytinimiz onlar yok mu?

-Bugün kahvaltımızda sadece üzüm hoşafı var oğlum.

Şaşırarak baktı sofraya Hasan,

-Ama anneciğim bugün önemli bir yere gideceğiz, o yüzden güzelce bir kahvaltı yapmamız gerekmez miydi?

dedi otururken. Babası tebessümle mutfağa girdi. O da oğlu gibi takım elbise giymişti.

-Günaydın sayın ailem.

deyip sandalyesine oturdu. Oğluna baktığında, Hasan mutsuz görünüyordu.

-Hasan en sevdiğin kıyafeti giymene rağmen neden asık suratın?

dedi göz kırparak. Hasan bir iç çekti;

-Babacağım biliyorsun bugün çok özel bir yere gideceğiz ama annem kahvaltıya sadece hoşaf hazırlamış. Hiç yumurtasız, çaysız, zeytinsiz kahvaltı olur mu?

dedi hüzünle. Babası:

-Bak Hasan bu sıradan bir üzüm hoşafı değil. Bugün seni aziz dedelerimize götüreceğim, o aziz dedelerimiz her sabah bu hoşafı içerlerdi bazen hiçbir şey bile yemeden vatan toprağını savunmaya giderlerdi.

dedi. Hasan:

-Vatan toprağını savunmak mı? Birileri topraklarımızı çalmaya mı kalkışmış babacığım?

dedi. Babası oğlunun sorusuna gülümsedi 4 yaşındaki oğluna olayı anlatmaya başladı.

-Evet Hasan aynen öyle oldu. Birileri gelip topraklarımızı çalmaya yeltendiler. Evlerimizi, okullarımızı yıktılar. En önemlisi bayrağımızı göklerden indirmeye kalktılar.

dedi. Hasan hayretli gözlerle,

-Eren abimin, Ömer Halis abimin kanıyla boyanmış bayrağımızı mı?

dedi. Babası tebessüm etti. Bizim belki de çoktan unuttuğumuz aziz şehitlerimzi, oğluna bir kez anlatmıştı ve oğlu onları asla unutmamıştı. Oğlunun unutmaması gururunu okşadı.

-Evet bayrağımızı indirmeye kalktılar ama aziz dedelerimiz, ninelerimiz öyle bir sahip çıktılar ki bayrağımıza ve öleceklerini bilmelerine rağmen var güçleriyle sahip çıktılar. Kimler için biliyor musun Hasan? Bizim için özellikle de senin için.

dedi. Hasan:

-Benim için mi? Onlar beni tanıyorlar mı ki babacığım?

-Tanıyorlar ya tabi. Onlar hepimizi tanıyorlar.

-Nasıl yani ama ben onları hiç görmedim ki, tanıtmadım kendimi. Nasıl tanısınlar beni?

-Türk, Türk’ü her zaman tanır oğlum. Tanıdıkları için de canla başla savundular topraklarımızı. Yemediler, içmediler, uyumadılar bazen. Tek yedikleri üzüm hoşafıydı o da bazen olmazdı bile. Ona rağmen canla başla kurtardılar bu topraklarmızı. Onlar aç kaldılar Hasan, bugün sen, hep tok kal diye. O yüzden bu hoşaf sıradan bir hoşaf değil. Bu hoşafta emek, zafer var, gözyaşı, keder, ümit var. O yüzden şimdi güzelce iç bakalım hoşafını.

dedi. Hasan küçük elleriyle kaşığını alıp bir yudum aldı. Yediği en lezzetli hoşaf olabilirdi.
Kahvaltıdan sonra yola koyuldular. Yolları biraz uzundu ve bu yüzden Hasan uyuyakalmıştı. Annesinin ona heyecanlı seslenişiyle uyandı.

-Bak Hasan geldik.

dedi. Hasan uykulu gözlerini ovuşturdu. Arabanın penceresinden denizi gördü.

-Ne güzel bir deniz bu. Anneciğim nereye geldik?

Annesi gurur dolu tebessümle

-Kutsal topraklara geldik oğlum. Zaferin yerine. Çanakkale’ye.

dedi. Hasan heyecanla

-Çanakkale mi , babamın okuduğu şiirdeki övünen Çanakkale mi?

dedi. Babası,

-Övünen, övündüğümüz Çanakkale, oğlum. Bugünden sonra da senin övüneceğin Çanakkale… Geldik inelim bakalım arabadan.

dedi. Hasan heyecanla arabadan annesinin yardımıyla indi. Bir eliyle annesinin elini tutmuş, diğer eliyle de babasının elini tutmuştu. Geldiği yere hayran gözlerle bakıyordu. Çevresindeki insanların ellerinde bayraklar, dillerinde marşlar vardı.

-Babacığım burası neresi? dedi.

-Çanakkale şehitliği Hasan, aziz dedelerimiz burada yatıyor onlara ziyarete geldik. Hem de ismini aldığın deden de burada.

dedi.

-İsmimi aldığım dedem kimdir baba?

Babası anlatmaya başladı.

-İsmini aldığın deden bizim hemşehrimiz. Yozgatlı o da. Savaşın olduğu zamanlar Yozgat’tan Çanakkale’ye geliyor vatanı korumak için. Hasan deden, o zamanlar genç bir delikanlı. Hasan dedene ,annesi askere gitmeden önce saçlarına kına yakıyor. Yüzbaşı Sırrı Bey asker arasında dolaşırken Hasan dedenin başındaki kına dikkatini çekiyor. Cepheye gelen askerlerin sağ ellerinde, sağ elinin üç parmağında ya da sağ ayağının parmaklarında kına görmeye alışıktı Sırrı Bey ama baştaki kınayı ilk defa görüyor. Hasan dedene bunun manasının ne olduğunu sorduğunda Hasan deden utanıyor, üzülerek diyor ki komutanına;

-Komutanım, buraya geleceğim vakit anam yaktı bu kınayı. Ben de niye diye sormadım.

Sırrı Bey:

-Öyleyse bir mektup yaz da sor bakalım, biz de öğrenmiş olalım.

Hasan:

-Ben yazı yazmasını bilmem ki komutanım.

Sırrı Bey:

-Öyleyse sen söyle bölük yazıcısı yazsın köyüne, bakalım ne cevap gelecek?

Hasan:

-Baş üstüne komutanım.

Bir istirahat anında bölük yazıcısı Hasan dedenin yanına gelir. Hasan deden, söyler, o yazar. Selam kelamdan sonra Hasan deden, bulunduğu yerin güzelliğinden, çiçeklerin kokusundan, arkadaşlarının dostluğundan, komutanının tatlı dilinden bahsettikten sonra, konuyu kınaya getirir:

– Anacığım, kumandanım saçımdaki kınayı sordu, ben bilemedim. Arkadaşlarımın arasında mahcup oldum. Kınanın bir mânâsı varsa bildir de kumandanıma söyleyeyim.

Aradan iki aya yakın belki fazla zaman geçiyor. Bir gün Yüzbaşı Sırrı Bey’in bölük karargahına birkaç mektup ulaşıyor. Yozgat’ın Sarıkaya İlçesi Kara Yakuplar köyünün köy katibi mektubu Hasan’ın anasına ulaştırmış ve anasının söylediklerini de yazıp cepheye yollamış. Yüzbaşı Sırrı Bey mektubu alarak okumaya başlıyor. Mektup da Hasan dedenin annesi şunları yazıyor:

“Yavrum, Hasanım, Kınalı Kuzum,mektubun geldi, sanki dünyalar benim oldu. Köy kâtibi okudu, ben ağladım. Kumandanını pek sevmişsin, ne güzel! O senin babanın yarısıdır. Sakın ola yavrum kumandanının emrinden çıkma, önünden aykırı geçme. Ateşe bas dese basasın yavrum. Kars’tan, Siirt’ten, Adana’dan, Uşak’tan arkadaşların olmuş. Birbirinizi çok sevip iyi geçinirmişsiniz. Elbette öylesi yakışır yavrum. Onlar senin dünya ahret hakiki kardeşlerindir. Sakın onları incitme yavrum. Sütümü sana helal etmem. Kumandanın saçındaki kınayı sormuş. Bunda bilmeyecek ne varmış ki yavrum? Bizim burada Allah için kurban seçilen koçların başını kına ile süslerler. Ben de dört kardeşin içerisinde en çok seni sevdiğim için seni vatan, millet ve Allah yolunda kurban olarak seçtim. O yüzden başını kınaladım.

Anan Hatçe”

Komutanı Sırrı Bey, iki gözü iki çeşme mektubu okur. Sonra posta erini çağırır.

-Şu Yozgatlı Kınalı Hasan’ı bulun bakalım. Mektubunu ona ben okuyacağım, onun okuması yoktu.

Çok geçmez posta eri geri dönüyor.

-Kumandanım Hasan bir hafta önce Arıburnu’ndaki şiddetli muharebede Hakk’a yürümüş.

Sırrı Bey, orada gözyaşlarına hakim olamaz. Düşmanın onca güce rağmen Çanakkale’yi neden geçemediğini bir kez daha anlar…
Yani canım oğlum, sen adını Kınalı Hasan’ dan aldın. Bu vatanın ,onun için kurban olacak evlatlara ihtiyacı var. Bu ülkenin Kınalı Hasanlara ihtiyacı var. Gerektiğinde bu vatan için canla başla yaşa, gerektiğinde bu vatan için hiç düşünmeden kurban ol.

dedi babası. Minik Hasan o gün bambaşka duygular hissetti. Dedesinin adını, onurla yaşatacağını şimdiden çok iyi biliyordu.
Hasan yıllar geçse de bu anıyı asla unutmamıştı. Şimdi kara harp okulundan mezun olmuştu. Yıllar öncesi babası böyle bir an yaşatmasaydı,tanıtmasaydı aziz dedelerini, buralarda olur muydu bilmiyordu? Bildiği tek şey şimdi o da Kınalı Hasan dedesi gibi, bu vatan için kurban olmak boynunun borcuydu. Bu düşüncelerle Çanakkale şehitliğine geldi. Üzerinde bu sefer üniforması vardı. Dedelerinin önünde selam durdu. Bağırarak;

-Hasan ŞAHİN, Yozgat. Emret komutanım! dedi. Biraz daha yaklaştı dedelerine. Tebessüm ve gurur dolu bir sesle,

-Bu sefer sıra bende dedelerim, bu sefer aç kalma sırası bende, bu vatanın evlatları daima tok kalsın diye.

Merhabalar, ben Merve. Kendimi bildim bileli yazan birisiyim. Yazmak benim için bambaşka bir dünya. Benim yolculuğum o dünyaya doğru. Furuğ Ferruhzad 'ın da dediği gibi "Götür beni ey gönül okşayan umudum götür beni şiirlerin ve çoşkuların kentine. "Şiirlerin ve çoşkuların kentinde bana eşlik etmeye ne dersiniz? 
YORUMLAR

  1. Funda IŞSİZ dedi ki:

    Kaleminize sağlık çok beğendim içten olmuş