Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 28°C
Hafif Yağmurlu
Afyon
28°C
Hafif Yağmurlu
Paz 29°C
Pts 31°C
Sal 31°C
Çar 32°C

ERVA ÖĞRETMEN

ERVA ÖĞRETMEN
15 Ocak 2024 12:34
216
A+
A-

Erva öğretmen, atandığı köye doğru giderken çok güzel yollardan geçiyordu. Dar, uzun ve topraklı yollar… İnsan, yolun sonuna doğru bakarken “Yol uzun, hayat kısa…” sözünü iliklerine kadar hissediyordu. Bir ağaçlı yoldan geçmişlerdi. İnsan oradan geçerken kendini cennette gibi hissediyordu.

 

Genç kadın, köye vardığında akşama doğruydu. Onu köye getiren arabadan yavaşça indi. Yorgun gözleri etrafı iyi görmüyordu. Saçları savrulmuştu. Güçsüz kollarıyla valizini eline aldı. Uzun yolculuğun verdiği bıkkınlıkla yeni evine doğru ilerlemeye başladı. Tam o sırada köy muhtarı, Erva öğretmenin imdadına yetişti. Kadının elinden valizini aldı. “Hoş geldiniz hoca hanım,” dedi. Erva öğretmen, ruhsuz bir şekilde “Hoş buldum” dedi. Erva’nın aksine muhtar gayet enerjikti. “Bubanızın ve sizin istediğiniz gibi evi düzelttirdik. Aklınız kalmasın.” Dedi muhtar yürürken. Erva’nın zaten hiç şüphesi yoktu. Buraya önceden ev bakmak için geldiklerinde her şey içine sinmişti ama bir şey söylemedi. Muhtar, valizi kapının önüne bıraktı. “İsterseniz eve yerleşmenizde yardımcı olayım,” dedi. Erva öğretmen, “Lüzumu yok. Geri kalanını ben hallederim. Teşekkürler,” deyince muhtar oradan uzaklaştı. Erva, anahtarıyla yeni evinin kapısını açtı. Besmele çekerek içeri girdi. “Oh be!” Dedi. “Sonunda evimdeyim.” Valizini bir köşeye koyup kendini kanepenin üstüne attı. O kadar yorgundu ki orada uyuyabilirdi. Sessizlik ne hoş diye düşündü. Gözlerini kapatıp okulun ilk gününü yani yarını hayal etti. Yıllardır hep öğretmen olmayı hayal ediyordu. Sonunda hayaline kavuşmuştu.

 

Bir süre kanepede uzandıktan sonra ayağa kalkıp duşa girdi. Sonra da kendini yatağına attı.

 

Ertesi sabah heyecanla uyandı. Elini yüzünü yıkayıp kendine kahvaltı hazırlamak için mutfağa gitti. Buzdolabını açtı ama yiyecek hiçbir şey yoktu. Tam üzülecekti ki kapı çaldı. “Kim bu saatte gelir?” Diye düşünerek kapıyı açmaya gitti. Kapıyı açtığında bir çocuk gördü. Merakla sordu:

-Sen kimsin?

-Ben Osman. Muhtarın oğluyum. Anam seni kahvaltıya davet etti.

-Teşekkür ederim. Ben ilk günden size zahmet vermeyeyim.

-Olur mu öğretmen hanım. Anam dedi ki bize şeref verirmişsiniz.

-Madem öyle diyorsun. Geleyim bari. Gel içeride biraz bekle. Ben üstümü giyineyim.

-Ben kapıda beklerim. Siz rahat rahat hazırlanın.

 

Erva, içeri girdi. Biraz mahçup olmuştu ama evde yiyecek bir şey olmadığı için muhtarın evine davet edilmek hoşuna gitmişti. Üstüne uygun bir şeyler giydikten sonra Osman’la beraber yola koyuldular. Osman, öğretmene yolda yürürken etrafı tanıttı. “Bakın öğretmenim okul az ileride,” dedi Osman. Erva, hayranlıkla baktı. Okul küçüktü ama Erva’nın hayalleri büyüktü. Biraz ilerledikten sonra evinin önünde ekmek yapan Ayşe teyzeyi gördüler. Ayşe teyze, öğretmenle tanışıp onlara ekmek verdi. Ekmeklerini yiyerek yollarına devam ettiler. Sonra ahırın yanından geçtiler. Osman, ahırdaki hayvanların taklidini yaptı. Erva da güldü.

 

Nihayet eve vardılar. Osman’ın annesi Filiz, camda bekliyordu. Heyecanla kapıyı açtı. “Hoş gelmişsin öğretmen hanım,” dedi Filiz. Erva, “Hoş buldum” diyerek içeri geçti. Yer sofrası kurulmuştu. Her şey el yapımıydı. Erva, elini yıkarken Filiz çayları doldurdu. Güzelce sofraya oturdular. Erva, çayından bir yudum aldı. Muhtar şöyle dedi:

-Yol nasıldı?

-Biraz yorucuydu ama dün gece güzel dinlendim.

-Oh, dinlendiyseniz iyi. Bugün işinizin ilk günü. Enerjiye ihtiyacınız var.

-Öyle gerçekten.

 

Erva, ne kadar çekinerek yese de Filiz sürekli, “Öğretmen hanım, şundan da yiyin. Hepsi doğal,” diyerek zorla yediriyordu. Osman da hayretle onları izliyordu. Bir ara Erva, Osman’a “Sen kaçıncı sınıfa gidiyorsun?” Diye sordu. Osman da “Üçüncü sınıfa gidiyorum,” diye cevap verdi.

Kahvaltıdan sonra Erva, her şey için teşekkür edip okula gitmek için evden çıktı.

 

Erva, öğretmenler odasından içeri girdi. Çok heyecanlıydı. İçeride yalnız bir öğretmen vardı. O öğretmen, “Hoş geldiniz. Sanırım siz Erva hocasınız. Doğru mu?” Dedi. Erva gülümsedi. Yavaşça içeri girdi. “Evet, ben Erva,” diye yanıt verdi. “Memnun oldum. Ben de Halil. Bu okulda sizinle beraber iki öğretmeniz. Bir de müdür var. Yeni işiniz hayırlı olsun.” Erva, yalnızca teşekkür etmekle yetindi. Nedense Halil, ona çok küstah gelmişti. Bir süre odada oturduktan sonra sınıfına gitti.

 

Sınıfın kapısını açmadan önce derin nefes aldı. O kadar heyecanlıydı ki içinde kelebekler uçuyordu. Eğer aşk varsa şu an hissettiğimden başka bir şey değil diye düşündü. Mutlulukla kapıyı açtı. Sınıftan içeri girdi. Bütün öğrenciler ayağa kalktı. Bir süre öğrencilerini seyretti. Sonra, “Günaydın,” dedi mutlulukla. Öğrenciler de “sağ ol,” diye bağırdı. Erva’nın “oturabilirsiniz,” demesiyle hepsi oturdu. Erva, yüzündeki gülümsemeye engel olamıyordu. Çocukların masumluğu için ısıtıyordu. Öğretmen masasına oturmadı. “Merhaba arkadaşlar, ben Erva. Sizin yeni sınıf öğretmeninizim. Güzel bir yıl geçireceğimizi umuyorum. Şimdi herkes ismini ve ileride hangi mesleği yapmak istediğini söylesin lütfen.” Dedi ve en öndeki kızı ayağa kaldırdı:

-Ben Sedef. Büyüyünce öğretmen olmak istiyorum.

-İsmim Ali. Büyüyünce doktor olmak istiyorum.

– Benim adım Zeynep. İleride ebe olmak istiyorum.

 

Erva, ebe kelimesini duyunca şaşırıp duraksadı. “Zeynep,” dedi. “Neden ebe olmak istiyorsun?” Zeynep, gayet normal bir şekilde, “Öğretmenim benim annem beni doğururken ölmüş. Başka bebeklerin annesi ölmesin diye ben ebe olacağım.” dedi. Erva’nın o an içinden ılık bir su aktı. Aynı zamanda sanki kalbine bir ok saplanmıştı. Bir çocuğun böyle düşünmesi, doğar doğmaz annesini kaybetmesi onu çok üzmüştü ama bunu çocuklara yansıtmadan çocukları tanımaya devam etti.

Tanışma bir ders sürdü. Teneffüste Erva bahçeye çıktı. Oyun oynayan çocukları seyretti. Kendi öğrencilik yıllarını anımsadı. Okul bahçesinde, “Ben de öğretmen olacağım,” diye haykırışını hatırladı. Şimdi o hayallerini yaşıyordu. Sonra tekrar Zeynep’i düşündü. Annesiz büyüyen bir çocuğun, başkaları annesiz kalmasın diye ebe olmak istemesini düşündü. Genç öğretmen işte o an kırıldı Dünya’ya, kendine…

 

İkinci ders oturdu masasına. “Çocuklar,” dedi. “Şimdi hepinizden resim yapmanızı istiyorum. Herkes hayallerini resmedecek.” Çocuklar çok heyecanlandılar. Boya kalemleri olmamasına rağmen kurşun kalemlerle hayallerini çizmeye uğraştılar. Erva da heyecanla onları bekledi.

Resmini bitiren Erva’ya gösteriyordu. Öğretmen, resimleri gördükçe çocukların hayal dünyasına hayran kalıyordu. Öğrencilerine bakıp defalarca şükrediyordu. İyi ki öğretmen olmuşum diye düşünüyordu.

Okumayı ve yazmayı seven biri.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.