Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 32°C
Az Bulutlu
Afyon
32°C
Az Bulutlu
Sal 30°C
Çar 28°C
Per 27°C
Cum 27°C

ANNEM DERDİ

ANNEM DERDİ
16 Nisan 2024 21:18
167
A+
A-

Geçmişten getirdiğimiz, nasıl öğrendiğimizi, nasıl benimsediğimizi asla hatırlayamadığımız ve muhtemelen hepimizin sorgulamadan kabul ettiği böylece de kanıksadığı öğretiler vardır. Belli bir yaşa gelindiğinde ya da yeterli düşünme becerilerini kazandığımızı fark ettiğimizde artık bize söyleneni olduğu gibi kabul etme durumu ortadan kalkar. Araştırırız, doğruluğunu test ederiz ya da işimize gelmiyorsa söyleneni yapmaz, işimize geliyorsa yaparız. Bunu bir tabu hâline getirip sürekli yapmamız gereken dini bir öğütmüş gibi davranamayız. Ama hangi okulu okumuş hangi bölümden kaç derece ile mezun olmuş olursak olalım uygulamayı bırakamadığımız o öğüt yakamızı bırakmaz. Belki iyi belki kötü bir öğüt, bazen hayatımızı daha iyi bir yöne götürürken bazen de altüst eden o öğüttür. Kim bilir? Ben bilmiyorum, şu yaşımda da daha önceki yaşlarımda da bilmiyordum sebebini ve de sonucunu. Ama ben sorgulamadan kabul ettiğim o öğüdü unutmadım, unutamadım ve sözümü tuttum sonuçta anneydi. İyi mi oldu kötü mü oldu? Bilmiyorum, muhtemelen de bilemeyeceğim.

Annem yanılacak değildi. Koskocaman anne yanlış bir şey söyler mi? Anneler de yanılır mı? Herkes yanılsa onlar yanılmaz gibi gelir bana. Babaların bile yanılma payı, yanlış yapma hakkı vardır hayatta ama annelerin sanki öyle bir hakkı yok gibi gelir bana. Onlar hep doğru nedir bilir ve doğruyu yapar, söyledikleri doğrudur onların dediğini yaparsan başın ağrımaz yolun sapmaz. O yüzden değil midir ne dese koşulsuz kabulümdür. Kuralları kurallarım, yasakları yasaklarımdır. Anayasanın ilk üç maddesi gibidir annemin dedikleri. Değiştirilemez, değiştirilmesi teklif bile edilemez. Değiştirmeye kalktığınızda lanetlenirmişim gibi gelir. Her işim ters gider, her yolum yokuş olur, hiçbir istediğim olmaz.

Anneler kurallar koyar evdeki diğerleri bu kurallara uyar. Böyle ilerler işler genelde. Bizim evde annem tarafından konulan kurallardan biri de “Herkese her şey anlatılmaz.” Böyle büyüttü bizi annem, onunki de öyle yaptı belli ki. Onlara göre bu bir tür kendini koruma şekliydi ya da evlatlarını, evlerini koruma içgüdüsü ile alınmış bir önlem. Bir nevi savaş kalkanı. Sebebini bilmiyorum. Bilsem de ne değişirdi? Hiçbir şey. Zira malum O ne dese kuraldır ve koşulsuz kabul edilmelidir.

Ben kabul ettim bu kuralı bir gün dahi bu yasağı delmedim. Ne zaman birine bir şeyler anlatacak olsam hep bir şey beni engelledi. Ne yaşadımsa içimde kaldı, mutlu günlerim, mutsuz anlarım, umutsuz hayallerim ve daha fazlası…

İçimdeki her şeyi hâlâ bugün oldu, yaş bilmem kaç oldu, kimseye tam olarak anlatmadım, anlatamadım. Ben kime ne anlatacağımı bilemediğim için, hiç kimseye hiçbir şey anlatmamayı seçtim. Ağladığımı, güldüğümü, sevdiğimi, sevilmediğimi daha nicelerini anlatamadım çünkü kimin “herkes” neyin “her şey “olduğunu ayıramadım. Yalnızca Allah’a anlattım. Kendime boşluklar, kapalı yerler sessiz duvarlar buldum ve yalnızca O’na içimi döktüm. Çünkü hem birine bir şeyler anlatmak için dolup taşan bir hevesim hem de anlatmasam patlayacak bir zihnim vardı. İkisini aynı anda dizginlemek imkânsızdı. Duayı keşfettiğimde çok küçüktüm. Duanın iyileştirip beni sakinleştirdiğini dedemle gittiğim bir Cuma namazı sırasında fark ettim. Secde yapmak için kapandığımız halılar tıpkı dedemin sakalları gibi batıyordu ona anlatıyormuş gibi halıya anlattım ilk kez…  Dedemden öğrendim bunun adının dua olduğunu. Sonra her namaz vakti dedemle camiye gidip halıya kapanıp Allah’a anlattım bütün olanı biteni. Şimdikinin terapisi gibiydi o günler yaşadıklarım. Bir psikolog ne iş yapar nedir bilmezdim o zamanlar ama bir halı bir seccade ve bir sakalları batan dede ne iş yapar nasıl içindeki zehri alır öğrenmiştim. Sonra nasıl oldu ne zaman oldu hatırlamıyorum. Ben büyüdüm. Ve bir lanet gibiydi büyümek. Dedem öldü. Hayatımdaki en büyük kayıptı. Büyüdüğüm için dedemle camiiye gidemiyor evdeki seccadelere anlatıyordum ama dedemin omzunda ağlıyordum. Bu bile yetiyordu zehrimi akıtmaya. Dedem ölünce ağlayacak omuzum, zehrimi kurutacak ilacım kalmamıştı. Seccadede de ağlanabileceğini o gün keşfettim. Çok kere belim tutulup, ayaklarım uyuşana hatta uyuyana kadar seccademden başımı kaldırmadım. Tıpkı bugün olduğu gibi her şeyi yalnızca O’na söyleyebildim ve yalnızca O’na ağlayabildim.

Çoğunlukla içimdeki zehri akıtmak rahatlattığı için yazar ve yazdığımı unuturum, hatırlarsam acılar yeniden yaşanacak diye korkarım. Artık korkacak yaşı geçtim diye düşünmeye başladım...
YORUMLAR

  1. Fatma Erdem dedi ki:

    Kalemine sağlık sayın hocam

  2. Öğrenmek acıtır dedi ki:

    Bir duanızda hatırlanmak umuduyla.. Kaleminize yüreğinize sağlık.

  3. Zekiye dedi ki:

    Kalemine sağlık kardeşim duygularıma tercüman oldun